|
|
April 29
ÖSS’de İngiliz modeli kafa karıştırdı
YÖK Başkanı’nın İngiliz modeli diye ortaya attığı sisteme tepkiler yağmaya devam ediyor. İngiltere’den gelen mail’ler, “Burada, Türkiye’de olduğu gibi merkezi sistem yok. YÖK Başkanı nereden çıkardı!” diye başlıyor. Fransa’dan gelenler ise “En iyisi bakalorya” diye noktalanıyor. ABD’den gelenler çok daha farklı. Görünen o ki, bize, ithal çözümler değil, Türkiye’ye uygun, yerli çözüm gerekiyor. YÖK Başkanı Özcan’ın Amerika’yı keşfetmek için yeniden sefere çıkmasına hiç gerek yok. ÖSYM, bugüne kadar, farklı sınav seçeneklerini bin defa araştırdı. Bugün hâlâ bu sistemde ısrar ediyor olması ise merkezi sistemin en iyi çözüm yolu olduğundan değil, en güvenilir olduğu içindir. Yeni YÖK yönetimi, getireceği yeni sistemle belki iktidarı memnun edebilir. Peki ya öğrenci ve veliler? Onlar ne olacak? Daha da önemlisi hakkaniyet, güvenirlik, seçicilik ne olacak? Bunlar bugün var mı ki diyenleriniz elbette olacaktır. Haklılar da. Ama yanlışı bir başka yanlışla düzeltmeye kalkarsanız, ortaya kaostan başka bir şey çıkmaz. Şu anda yapılmaya çalışılan da sanki bu!.. Son 20 yıldır YÖK de kaldırılmaya çalışılıyor. Peki kalktı mı? Hayır. Bu durumda, ya kaldıracağız diyenler samimi değil ya da gerçekten böyle bir kuruma ihtiyaç var. Şimdi aynı durum ÖSS için de geçerli. Sistemden şikâyetçi olmayan yok. Hemen herkes değiştirilmesini istiyor. Ama el atıldığında da yine hemen herkes ihtiyatlı. Çünkü kimse yerine ne getirileceğini ve sonuçlarının nasıl olacağını net olarak bilmiyor. YÖK eğer bu konuya gerçekten sağlıklı bir çözüm arıyorsa, mevcut adayları tedirgin edecek çözümler değil, geleceğe yönelik, uzun vadeli çözüm yolları aramalıdır. Şu anda lise 2 ve 3’üncü sınıftaki öğrenciler, “Gelecek yıl sınav sistemi değişiyor. Eyvah ne yapacağız!” diye panik halinde. YÖK, yapılması düşünülen olası bir değişikliğin, mevcut adaylara değil, liseye yeni başlayacak adaylara uygulanacağını şimdiden açıklamalıdır. Yoksa 1998’de Gürüz döneminde gerçekleşen katsayı dayatması’nın bir başka örneği yaşanmış olur. Öğrencilerden bir bölümü memnun edilirken, diğer bölümü mağdur hale düşürülür ki, bu da yeni yakınmaları beraberinde getirir.
Eski mezunlar? Üniversiteye giriş sistemi değiştirilmek istendiğinde, sıkıntı yaratan konulardan bir diğeri de eski mezunlar. Sayıları bir milyondan fazla. Yeni olarak getirilecek her sistem onları derinden etkileyecek. Liseye yeniden dönemeyecekleri için farklılıkları ya dershaneler yoluyla kapatmaya çalışacaklar ya da üniversite hayallerine son verecekler. Uzun vadeli çözümde, örneğin eski mezunlara, mevcut sisteme göre son birkaç hak daha verip sonra yeni sisteme geçilebilir. O zaman şikâyetleri olmaz. Ama birdenbire yapılacak bir değişiklik hem onlara hem de bir iki yıldır mevcut sisteme göre ÖSS‘ye hazırlanan lise öğrencilerine karşı büyük haksızlık olur. Ayrıca ÖSS’de yapılacak her değişiklik, ortaöğretim sistemini de derinden etkileyecektir. Bu konuda ille de bir şey yapılacaksa, eğitim sistemi okulöncesinden doktoraya kadar bir bütün olarak ele alınmalı ve ona göre çözüm yolları üretilmelidir. Bütün bunlar yapılırken de temel felsefe, öğrencileri sınavlara yönlendirici umut tacirliği değil, başarılı olanın önünü açan, akademik başarısı sınırlı olanları da daha erken yaşlarda mesleğe yönlendiren kalıcı çözümler olmalıdır. Yani, erken eleme sistemi. Her yıl 1 milyon 300 bin çocuk doğuyor. Eğer Başbakan’ın 3 çocuk formülü tutarsa, bu sayı 1.5 milyonu bulur. Bu kadar öğrenciye ise ne üniversite bulmak mümkün ne de iş. Zaten dünyanın hiçbir yerinde doğan her çocuk üniversiteyi bitirmiyor. AB ortalamalarını hedef alsak ve en azından her iki çocuktan birine üniversite olanağı sağlayalım desek bile bu bütçelerle bu da olanaksız gibi. Objektifliğini çoktan yitiren ölçme değerlendirme sistemi ise ayrı bir konu. Zaten bu sistem düzeltilmeden ne yapılsa boş! Özetin özeti: Kırk yıllık sorunlar kırk günde çözülmez. Hele bu bakış açısıyla... April 27
ÖSS’ye İngiliz modeli!
YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, üniversiteye giriş sisteminin, gelecek yıl değiştirileceğini açıkladı. İngiliz modeli getirilecekmiş. Adaylar ÖSS’de, kendilerine yöneltilen 12 farklı testten 5’ini çözecek, en başarılı olduğu 3 testin sonucuna göre de üniversitelere yerleştirilecekmiş. Bunun neresi İngiliz modeli ve bugünkü ÖSS’den farkı ne? Bilen varsa açıklasın. Şu anda yapılan da zaten o. Türkçe, Matematik, Fen, Sosyal ve Yabancı Dil’den sorular soruluyor. Yani 5 testten. Siz şimdi Fen’i, Fizik, Kimya, Biyoloji diye, Matematik’i Matematik, Geometri diye, Sosyal’i de Tarih, Coğrafya, Felsefe diye açarsanız ne değişecek? Amaç katsayıları ortadan kaldırmaksa, sistemin adını değiştirmeye ne gerek var. Açık açık yapılsın, hiç bu kadar zahmete girip kafalar da karıştırılmasın. Önemli olan kontenjanlar artıyor mu? Önemli olan üniversite mezunları iş bulabiliyor mu? Tek sınav değil 3 sınav yapsanız ne değişecek? İngiliz modeli değil de Amerikan modeli uygulasanız ne olacak? Türkiye’nin asıl sorunu, öğrencilerin üniversiteye nasıl gireceği değil, bitirdikten sonra nerede ve nasıl iş bulacağıdır. Peki bu sistem değişikliği kime yarar? Tıpkı OKS’de olduğu gibi dershanelere. AKP içinde sanki gizli bir el, dershaneleri ihya etmek için özel bir çaba harcıyor. Öğrencilerin dershaneye olan bağımlılıklarını azaltacağız dedikçe, dershaneye gitmeyi adeta zorunluluk haline getiriyorlar. Örneğin, imam hatipten ya da meslek liselerinin herhangi bir alanından mezun olan bir öğrenci mühendisliğe yönelmek istediğinde, şimdi olduğu gibi Türkçe ve Matematik yine olmazsa olmaz testlerin başında gelecek. Üçüncü bir test olarak da örneğin Fizik istenecek. Peki meslek lisesi öğrencileri ileri düzeydeki bu testleri çözebilecek donanımdalar mı? Kesinlikle hayır. Belki bir bölümünü, Lise 1’de aldıkları yüzeysel bilgilerle çözebilirler, ama asıl belirleyici olan uzmanlık sorularını asla çözemezler. Çünkü fen ve anadolu liselerinde olduğu gibi son sınıfa kadar bu dersleri almıyorlar. Bu açığı nasıl ve nerede kapatacaklar? Elbette dershanelerde. Peki ücretleri 5 bin lira’yı çoktan aşan dershanelere kimler çocuklarını gönderebilir? Sadece ve sadece yüksek gelir grubuna sahip olanlar. Ya fakir fukaranın çocuğu ne olacak? İşte maalesef bu kimsenin umurunda değil... En önemlisi de meslek liselerinin mesleğe eleman yetiştiren kurumlar olmaktan çıkarılıp, yükseköğrenime öğrenci hazırlayan kurumlar haline getirilmesidir. Mesleki eğitim, normal eğitime göre 7 kat daha pahalı bir sistem. Öğrencilere bu kadar masraf yaptıktan sonra, ülkenin teknik elemana bu kadar ihtiyacı varken, üzerine bir de dershane masrafı ve stres yükleyip üniversite kapısına yığmak, aymazlıktan başka bir şey değildir. Türkiye’de lise seçiminde hiçbir kısıtlama yok. İsteyen, çocuğunu klasik liselere, fen ve anadolu liselerine ya da kolejlere gönderebilir. Yok eğer onları istemezse meslek liselerine yönlendirir. Buna kimse karışmaz. Eğer bu konuda hata yaparsa düz liseden meslek lisesine, meslek lisesinden düz liseye de kısmen geçiş yapabilir. Amaç, erken yönlendirme ve eğitim sisteminde taşların yerli yerine oturmasıdır. Çağdaş ülkelerin pek çoğunda da aynı uygulama söz konusu. Yatay geçişler gibi dikey geçişler de var. Tıpkı şu anda Türkiye’de olduğu gibi. Meslek lisesini bitiren bir öğrenci, sınavsız olarak, iki yıllık meslek yüksekokullarına geçiş yapabilir, oradan da 4 yıllık fakültelere devam hakkı elde edebilir. Yani bu konuda zaten bir sıkıntı yok. Sıkıntı, altını çizerek bir kez daha söylüyorum, kontenjanların yetersizliği ve üniversite mezunlarının iş bulamamasıdır. YÖK Başkanı Prof. Özcan’ın önerdiği yeni sistem, umut tacirliğinin boyutlarını daha da büyütmenin ötesinde bir işe yaramayacaktır. Özetin özeti: Kamuoyunda ve akademik çevrelerde yeterince tartışılmadan, oldubittiye getirilerek ÖSS’de yapılacak bir değişiklik, üniversite önündeki yığılmaya çözüm değil kargaşa getirir!..
April 19
Bir Babadan Oğluna Öğütler...
Bir babanın oğluna verdiği öğütler... Her baba oğluna bunları söylemiyor ama okumaya değer:
· Türkiye'de hiç bir zaman döviz üzerinden borçlanma.
· Başbakan dâhil hiç bir siyasi liderin veya bakanın demecine inanıp işlerini onlara göre sakın düzenleme
· Hiçbir zaman acele karar verme ve verdiğin karardan kolay geri dönme, bu davranış kendine güvenini arttırır.
· Arkadaşına kefil olmak yerine, eğer imkânın varsa ona borç vermeyi teklif et.
· Eğer bir mal satman gerekiyorsa mümkünse vadeli satma, peşin sat, hatta biraz zarar etsen bile böyle yap.
· Kredi kartı ile alışveriş yaparken kartını görevliye veya garsona sakın teslim etme, bizzat sen kasaya götür, pos (kredi kartı) cihazından geçişini izle ve makineden çıkan fişin rakamlarını kontrol et.
· Kredi kartı şifreni banka görevlisi de olsa bile kimseye söyleme ve atm makinesi kullanırken de çevredeki kişilere gösterme.
· Hiçbir kooperatife üye olma çünkü 1990 senesinden sonar kooperatif yoluyla ev veya arsa sahibi olmanın hiçbir avantajı kalmadı.
İş hayatı,
· En zor taklit edilen imza, bir defada kalemi kâğıttan kaldırmadan atılan imzadır. İmzanı bu şekilde atmaya gayret et,
· En büyük ve yenilmeyen tek gücün bilgi ve tecrübe olduğunu unutma.
· Her kime olursa olsun kefil olacaksan ödeyebileceğin rakamdan fazlasına kefil olma, kefalet tutarı belli olmayan sözleşmelere imza atma, aksi takdirde her şeyini kaybedebilirsin.
· Bir arkadaşına borç verirken her zaman geri gelmeyebileceğini düşünerek, seni üzmeyecek bir tutarda borç ver,
· İş hayatında hiç kimseye olduğundan fazla değer verme, hiç kimseyi de küçük görme
· İş yerine girerken kapıcının elini sık, hizmetlinin hatırını sor, gerektiğinde karşılıksız yardımda bulun.
· Yürüyebileceğin mesafelerde otomobil kullanma.
· Hiçbir zaman görevde iken bir devlet memuruna hakaret etme, hatta ona vurmayı aklından bile geçirme. Aksi takdirde bir yıla kadar hapis cezası alabileceğini unutma.
· Noterde işin olduğunda mümkünse sabah gitmeye çalış.
Otomobil için,
· Otomobil satın alınırken satışı en kolay olan marka ve modelde araç satın almaya gayret et. Bu senin hazır para kaynağın olmalıdır. Çünkü insanın büyük paraya ne zaman acilen ihtiyaç duyacağı belli olmaz.
· Otomobiline binmeden önce lastikleri, kullanırken motor hararetini, araçtan indiğinde camları ve kapıların kilitlerini kontrol etmeyi unutma..
· Güvenebileceğin bir tamircinin telefonu her zaman yanında olsun.
· Mümkünse aynı marka otomobilin yeni modellerini satın al, böylece tamircin hep aynı kalır.
· Otomobilinin periyodik bakımı ile trafik ve sigorta belgelerinin tam ve eksiksiz olmasına dikkat et.
· Arabanının tüm emniyet ve güvenlik sistemleri tam olsa bile ayrıca alarm taktır. Hırsızı caydıracak tek şey budur.
Ev yaşamında,
· İyi bir avukatın, elektrik tamircisinin ve su tesisatçısının adresi kolayında olsun.
· Sabah uyandığında yatağını mutlaka topla.
· İş kıyafetini çorabın da dâhil olacak şekilde akşamdan hazırla,
· Gerektiğinde çamaşır yıkamayı öğren, ancak kendi giyeceklerinin ütüsünün tamamını her zaman kendin yap.
· Çorba, pilav, makarna yapmayı, et terbiye etmeyi ve pişirmeyi mutlaka öğren.
· Evin içinde cumartesi ve pazar hariç pijama veya eşofmanla dolaşma, hatta bu günlerde bile uygun bir kıyafet giy.
· Ev içinde çorapla veya yalınayak gezme. Mümkünse sadece ev içinde giyebileceğin rahat bir spor ayakkabın olsun.
· Eşin, akşam yemek hazırlarken mutfaktan ayrılma yardımcı ol, yemekten sonra sofrayı mutlaka sen topla.
· Mümkünse her yemekten ve tatlı yedikten sonra dişini fırçala,
· Yemek aralarında yediğin aperatiflerden sonra ağzını suyla çalkala,
· Yanında mentollü veya naneli sakızın her zaman olsun.
· Yemek öncesi ve yemek sırasında bol su iç.
Tatil yaparken,
· Tatile, sağlık ve eğitime harcayacağın paraya acıma.
· Her yıl yeni bir tatil yöresinde tatilini geçirmeye özen göster. Bu sana ömür boyunca kırk ya da elli farklı yerde tatil yapman demektir.
· Sakın devre mülk alma, bu senin ömür boyunca aynı yerde ve aynı zamanda tatil yapman anlamına gelir ki belli bir zaman sonra tat vermez. Ayrıca bütün yıl ödeyeceğin sabit masraflar ise işin fazladan tuzu biberi olur.
Özel hayatın da,
· Eşinle kendi aranda mesafeyi yok etme her zaman onunda bir özel yaşamı olduğunu kendi arkadaşları ile gezip eğlenme hakkı olduğunu unutma.
· Eşinin yükselen burcunu karakterini çok iyi öğren.
· Ara sıra eşine sürpriz yap, eve çiçekle git, tiyatroya bilet al..onu iyi bir restoranda mutlaka akşam yemeğine götür.
· Sadece; Allah'tan, evlat acısı yaşamaktan, yetim hakkı yemekten, kuru iftiraya uğramaktan, sabırlı insanın öfkesinden, korkusuz insanın cesaretinden ve kendi nefsinden kork..
· Ben bunların çoğunu yapamadım ama sen yap.
Baban April 17
301. MADDE
Sürekli bahsedilen 301. madde nedir?
"Türklüğü, cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni alenen aşağılayan kişi, 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini, devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teskilatını alenen aşağılayan kişi, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandası tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır. Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz."
Bu maddeyi kriz haline getiren ise; Savcıların, hangi söz veya eylemin eleştiri kapsamında olduğunu, hangilerinin aşağılama anlamını taşıdığını belirleyerek, söz konusu maddeye göre dava açması. Yani eleştiri sınırı savcının dünya görüşüne göre oynak bir zeminde bulunuyor.
April 15
UYUYARAK BELLEĞİ GÜÇLENDİRMEK
Özellikle de yaz aylarında, öğle yemeklerinden sonra yüze vuran gün ışığı altında hafifçe uyuklamanın keyfine doyum olmaz. Sıradaki haberimiz, gün içindeki bu küçük uyku kaçamaklarından vazgeçemeyenlerin yüzlerini gülümsetecek nitelikte. Haifa Üniversitesi Beyin ve Davranış Araştırma Merkezi'nden Prof. Avi Karni ve Dr. Maria Korman, 90 dakikalık "şekerleme"lerin uzun süreli belleği güçlendirdiğini ortaya koymuş. Araştırmacılar, yaptıkları sözlü bir açıklamada uyku sırasında bellek oluşumuna katkıda bulunan işleyişlerin nasıl çalıştıklarını şimdilik tam olarak bilemediklerini, ancak bu işleyişlerin açıklığa kavuşmasıyla birlikte gelecek yıllarda belleğin benzer yollarla yapay olarak güçlendirilebileceğini açıklamışlar.
İçeriği uzun yıllarca hafızada saklı kalan bilgiler uzun süreli belleğimizde depolanıyor. Belleğimizin bu bölümü iki kısma ayrılıyor: Dün neler yapmış olduğumuzu, birkaç saat önce okumuş olduğumuz bir kitaptan aklımızda nelerin kalmış olduğunu vs... depolayan "ne" belleği ve hâlihazırda bildiğimiz bir yabancı dilin nasıl okunduğunu, nasıl araba kullanıldığını, basketbol oynandığını vs... depolayan "nasıl" belleği.
Söz konusu araştırma sırasında katılımcılar iki gruba ayrılmışlar. Tüm katılımcılara, parmaklarını kullanarak gerçekleştirebilecekleri bir tür hareketler dizisi öğretilmiş. Bu diziyi tamamlarlarken araştırmacılar, katılımcıların "nasıl" belleğini değerlendirmişler. Değerlendirme sırasında her bir katılımcının diziyi ne kadar sürede ve ne derece doğru şekilde tamamladığı göze alınmış. Deney grubu dizi öğretildikten sonra bir buçuk saat uyurken, kontrol grubu bu "şekerleme"den mahrum bırakılmış.
Akşama doğru, katılımcılardan parmak hareketleri içeren bu diziyi tekrarlamaları istendiğinde, gün içinde kısa süreli de olsa uykuya dalan grubun akşam performansının öğleden sonraki performansına göre çok daha başarılı olduğu gözlemlenmiş. Uykuya dalmayan grubun performansındaysa değişim olmamış.
Araştırmacılar, bu araştırmayla 90 dakikalık uykunun bile "nasıl" belleğini unutmaya karşı koruduğunu ortaya koymuşlar. Gece uykusunda geçen 6-8 saatlik zaman dilimine göre çok daha kısa olan 90 dakika dahi belleği güçlendirmede etkili olabilmiş. Çalışmanın başındaki Prof. Karni'nin geleceğe yönelik hedefleriyse oldukça ilgi çekici. Profesör, kısa süreli uykunun bellek gelişimine hangi işleyişlerle katkıda bulunduğu çözülebilirse, yetişkinlerin hafızalarının benzer yöntemlerin taklidiyle yapay olarak güçlendirilebileceğini öne sürmüş. Ancak bu işleyişlerin anlaşılabilmesi ve yapay olarak taklidi için bilimin zamana ihtiyacı bulunuyor. Bu süreç içindeyse, olur da herhangi bir konuyu öğrendikten sonra belleğinizde kalmasını isterseniz 90 dakikalık kısa bir uykuya dalmanızı öneririz.
İpucu : Niçin 90 dakika?
5 farklı evrenin sonlanıp tekrar başlaması 90 dakikalık bir zaman dilimini kapsıyor.
Uyku, birbirini takip eden 5 farklı evreden oluşuyor. Bu evrelerin 4'ü REM dışı evrelerken, sonuncusu genellikle rüya gördüğümüz dönemi kapsayan REM sürecinden meydana geliyor. Bu 5 farklı evrenin sonlanıp tekrar başlaması 90 dakikalık bir zaman dilimini kapsıyor. Döngü yarım kaldığında huzursuzluk ve uykusuzluğa neden oluyor. Bu nedenle de, çalar saatle uyandığımız günlerde uzun saatler uyumuş olsak da son uyku döngümüz yarım kaldıysa yorgun hissedebiliyoruz. Kısacası bilim insanları, uyku sürelerimizi 90 dakikanın katları olarak ayarlamamızı öneriyor.
Kaynak: ScienceDaily, Ocak 2008.
|
|
 | April 14
Evrenin denklemi!
Her yeni araştırma, evrende çarpıcı matematiksel düzenler ortaya koyuyor, her şey bıçak sırtında dengeleniyor. Evrenin temel sayıları biraz daha büyük ya da küçük olsaydı ne gökadalar, ne de DNA olacaktı.
14 Nisan 2008 Pazartesi
Atlas Dergisi
Gökbilimcilerin çoğu gökadaların görünmeyen, "karanlık madde" olarak adlandırılan gizemli maddenin çekim kuvvetiyle bir arada durduğuna inanıyor. Bu maddenin varlığına ilişkin ilk önemli kanıt, 1970"li yıllarda Washington Carnegie Enstitüsü"nden Vera Rubin ve meslektaşlarınca ortaya konmuştu. Günümüzde karanlık maddenin çok kuvvetli delilleri var. Işık yaymıyor ve yansıtmıyor ama varlığını çekim etkisiyle belli ediyor.
Şubat 2008 sonunda, British Columbia Üniversitesi"nden Ludovic van Waerbeke ve ekibinin, gökadamızın 2 bin katı büyüklüğünde bir alandaki karanlık maddenin haritasını çıkardığı açıklandı. Araştırmacılar, uzaktaki gökadaların ışığının karanlık maddenin çekimiyle nasıl saptığını gözlemledi ve esrarlı maddenin dağılımını belirledi. Amerika Ulusal Bilim Kurumu Fizik Bölümü Başkanı Joseph Dehmer, geçtiğimiz haftalarda şu açıklamayı yaptı: "Teleskoplarla yapılan gözlemler karanlık maddenin var olduğunu tekrar tekrar gösterdi. Bu, bizim gökadamız Samanyolu da dahil tüm kozmik yapıları bir arada tutan madde." Daha önce de Avrupa Uzay Dairesi ESA, uluslararası bir araştırma ekibinin iki büyük gökada kümesinin çarpışması sırasında oluşan karanlık madde halkası keşfettiğini duyurmuştu. ESA"dan yapılan açıklamada şu ilginç sözler yer alıyordu: "Gökbilimciler uzun zamandan beri, görünmeyen karanlık maddenin gökada kümelerini bir arada tutan ek çekim kuvvetinin kaynağı olduğunu düşünüyor. Eğer yalnızca görülebilen yıldızların kütle çekimi olsaydı, gökada kümeleri dağılıp giderdi diyorlar." Yıllarca İngiltere ve Avustralya"daki üniversitelerde görev yaptıktan sonra, Amerika"ya taşınıp Beyond adlı araştırma merkezini kuran ünlü fizik profesörü Paul Davies, son kitabında atomun özelliklerinden gökadaların dağılımına "evren neden yaşam için bu kadar uygun" sorusunu gündeme getiriyor. Davies şöyle diyor: "Nötronlar, protonlardan birazcık daha ağır (yüzde 0.1). Eğer bunun tam tersi olsaydı, atomlar var olmazdı. Çünkü evrendeki tüm protonlar büyük patlamadan kısa süre sonra nötronlara dönüşürdü."
Cosmos dergisi için kaleme aldığı yazıda "Yaşamın varoluşu bıçak sırtında dengeleniyor" diyen Profesör Davies, fizik kanunlarındaki ince ayarın en iyi bilinen örneklerinden birinin yaşamın temelindeki karbon elementi ile ilgili olduğunu söylüyor. Karbon nereden geldi? Bu sorunun yanıtı 1950"li yıllarda aranmıştı; oksijen, karbon gibi helyumdan daha ağır elementlerin çoğunun yıldızlarda, nükleer reaksiyonlar sonucunda oluştuğu anlaşılmıştı. Davies, şöyle diyor: "Yıldızlardaki nükleer reaksiyonların çoğu, yüksek sıcaklıklarda, muazzam hızla hareket eden iki atom çekirdeğinin çarpışıp kaynaşmasıyla meydana geliyor. Fakat karbon, böyle oluşamaz." Cambridge Üniversitesi"nden astrofizikçi Fred Hoyle"un çözümü karbonun, üç helyum çekirdeğinin aynı anda çarpışmasıyla oluşmasıydı. Hoyle, nadiren meydana gelebilecek bu reaksiyonu artıran ve karbonun bol miktarda bulunmasını sağlayan rezonans denilen özel bir etkenin devrede olması gerektiği sonucuna vardı. Nükleer reaksiyonlar konusunda uzman William Fowler"a danıştı. Yoğun ısrarlar üstüne yapılan araştırma Hoyle"u haklı çıkarmıştı. Davies, "Karbonun rezonans hali, tam olarak yıldızların bol miktarda karbon üretmesine imkân veren doğru enerji düzeyinde" diyor.
Paul Davies, geçtiğimiz kasım ayında New York Times gazetesinde şunları yazdı: "Fizikçiler atomaltı yapının daha derinlerini incelediklerinde, gökbilimciler aletlerinin görüş alanını artırdıklarında yine matematiksel düzenle karşılaşmayı bekler. Şimdiye kadar da bu beklentileri doğrulandı. Yerçekimi, elektromanyetizma yasaları, atom içi yasaları, hareket yasaları hepsi düzenli matematiksel ilişkiler olarak ifade ediliyor." Massachusetts Teknoloji Enstitüsü"nden tanınmış fizik profesörü Max Tegmark da, yeni makalesi "The Mathematical Universe"te, "Galileo"nun matematiksel evren fikrini ortaya koymasının ardından, gezegenlerin hareketlerinden atomun özelliklerine yeni matematiksel düzenler keşfedildi" diyor. Son 40 yılda da parçacık fiziği standart modelinin, temel parçacıkların küçük âleminde ve evrende çarpıcı matematiksel düzenler açığa çıkardığını ifade ediyor. "Ben, bu gidişatın şundan başka hiçbir inandırıcı açıklamasını bilmiyorum: Fiziki dünya aslında tamamiyle matematiksel."
Tegmark, evrendeki ince ayara ilişkin şu örnekleri veriyor: "Eğer elektromanyetik kuvvet (benzer yüklerin birbirini itmesine, zıt yüklerin çekmesine yol açan kuvvet) yalnızca yüzde 4 daha az olsaydı hidrojen olmaz, normal yıldızlar olmazdı. Daha güçlü olsaydı, daha az kararlı atom bulunurdu. Zayıf etkileşim (parçacık bozunmalarında rol oynuyor) çok daha güçlü olsaydı, ağır elementler süpernova patlamalarıyla yıldızlar arası ortama saçılmazdı. Eğer proton-elektron kütle oranı çok daha büyük olsaydı, kristaller ya da DNA molekülleri gibi düzenli yapılar oluşamazdı."
Profesör Paul Davies, yeni kitabında "evren neden yaşam için bu kadar uygun" sorusunun cevabını arıyor ve çokluevren gibi bazı teorileri ele aldıktan sonra "hepsi ya saçma ya da tamamen yetersiz görünüyor" diyor. Davies, ünlü fizik profesörü Freeman J. Dyson"un şu sözlerine yer veriyor: "Sanki evren bizim geleceğimizi bir şekilde biliyormuş gibi."
Yazı: Selcen Pirge
April 11
OKS'de bunlara dikkat edin
08 Nisan 2008 Salı 10:00 Uzmanlar bu seneki OKS soruları için "Hem konu azaldı, hem de soru tipi daha kolay olacak" diyor.
Pilot okullarda uygulanan farklı müfredat nedeniyle bu yıl soruların değişmesi, bazı öğrencilerde strese bazılarında da rahatlamaya neden olurken, uzmanlar, öğrencilere sakin olmalarını telkin ederek "değişikliğin onların lehine" olduğunu ifade ediyor. Uğur Dershaneleri Rehberlik Koordinatörü Turgay Polat, geçmiş yıllarla kıyaslandığında bu yıl OKS'nin çok daha kolay olacağını vurguladı.
BUNLARA DİKKAT EDİN Turgay Polat, öğrencileri, kalan süreyi verimli biçimde kullanmaları konusunda uyarıyor. Türkçe, Matematik, Sosyal Bilgiler, Fen ve Teknoloji olmak üzere 4 testen soruların çıkacağına dikkat çeken Polat, öğrencilere, üzerinde durmaları gereken konuları şöyle sıralıyor:
TÜRKÇE: Sınavda çıkacak olan Türkçe sorularının yüzde 80'i anlam bilgisi, yüzde 20'si ise dil bilgisi ve kullanımı ile ilgilidir. Bunlar arasında, öğrencilerin ağırlıklı olarak üzerinde durmaları gereken konular, sözcük, cümle, paragraf bilgisi, sözcük türleri, cümlenin öğeleri, anlatım bozukluğu, eylemde çatı, eylemsi cümle türleri.
MATEMATİK: Kümeler, kareköklü sayılar, harfli ifadeler, problemler ve tipleri, istatistik ve grafikler, olasılık, üçgende benzerlik, dörtgenler, çember ve daire konularını ağırlıklı olarak gözden geçirin ve bunları bir kez daha çalışın.
FEN VE TEKNOLOJİ: Öncelikli dikkat edilmesi gereken konular elektrik, basınç, kaldırma kuvveti, hareket, iş enerji ve basit makineler, maddenin tanecikli yapısı, periyodik tablo, kimyasal bağlar, kimyasal tepkimeler, asit ve bazlar, hücre, fotosentez, solunum, canlıların doğa ile iletişimi, üreme, gelişme ve kalıtım
SOSYAL BİLGİLER: Öncelikli konular, İslamiyet öncesi Türk tarihi, İslam tarihi, Türk İslam tarihi, Osmanlı kuruluş ve yükselme, Avrupa tarihi, inkılap tarihi, coğrafi konum, ölçek bilgisi, Türkiye'nin iklimi, coğrafi konumu, komşuları ve Türk dünyası, vatandaşlık bilgisi. Tarih konularında inkilap tarihi yüzde 70 ağırlıkta. (Pervin Kaplan/Sabah)
|