|
|
May 28
ÇALIŞMA ZAMANINI DÜZENLEMEK VE PROGRAM YAPMAK
Sevgili öğrenciler, çalışma zamanınızı düzenlemeden ve kendinize bir program hazırlamadan önce hangi saatlerde çalışmanın sizin için daha verimli olduğunu tespit etmeniz gerekmektedir. Çünkü bireylerin kişisel özellikleri farklı olduğundan, verimli bir şekilde çalışabilecekleri saatlerde birbirinden farklı olabilir. Kimi sabahın erken saatlerinde çalışmaktan, kimi geç saatlerde çalışmaktan, kimi ise gün ortasında çalışmaktan diğer zamanlarda çalışmaya oranla daha fazla verim alabilirler. Bu nedenle bu saatlerin tespit edilip çalışma proramının bu saatlere göre düzenlenmesi daha uygun olur.
Ders çalışırken dikkat etmeniz gereken başlıca noktalar şunlardır;
* İnsanın, beyninin özelliği gereği dikkatini uzun süre aynı noktaya yoğunlaştırması mümkün değildir. Belli bir süre sonra dikkatin dağılması herkeste görülen olağan bir durumdur. Dikkatinizin dağıldığını hissettiğiniz anda çalışmayı bırakarak bir süre dinlenmelisiniz.
* Yeni bir konuyu çalışmaya yönelik öğrenme durumlarında en elverişli süre 20- 40 dk. arasıdır. 20 dakikadan az bir çalışma verimsizdir. 1 saatten fazla süren çalışmalar ise hatırlanan malzemenin sürekli olarak azalmasına neden olur.40-50 dakika etkin bir çalışmadan sonra 10 dakika dinlenmek benimsenen bir görüştür.
* Çalışmaya başlamakta güçlük çekmenin ve zamandan yeterince yararlanamamanın en önemli nedeni; bizim için önemi az olan konularda zaman kaybedip, bizim için önemli konuları sonraya bırakmamızdır. Böylece önemsiz konular içinde zamanımızı tüketerek, önemli konuları çalışmaya fırsatımız kalmamaktadır. Bunun için yapmak istediğimiz bütün faaliyetleri alt alta yazıp, her faaliyetin sizin için önem derecesini belirleyin ve sizin için en önemli olanlardan başlayın.
* Çalışma programınızın ders programınızla paralellik göstermesine özen gösterin. O gün gördüğünüz derslerin tekrarını o günün akşamında mutlaka yapmış olun. Çalışma programınızda dersler arasında kendinize yeterince dinlenme süresi ayırın. Bu süre 10-15 dakikadan fazla olmamalıdır.
* Derse başlamadan önce fizyolojik ihtiyaçlarınızı mutlaka gideriniz( açlık, susuzluk, uyku, dinlenme...).
(Devam edecek...) Ali DEMİR May 25 İLLÜZYON (Algı yanılması)Lütfen aşağıdaki adrese tıklayınız!
  May 20
"Ülkem batar, ben yırtarım.."
‘Gencim, milliyetçiyim, milletten şikâyetçiyim’
Ankara Genç İşadamları Derneği bir “gençlik araştırması” yaptırdı. Sonuçlardan çıkan manzara şu: Gençlerin kafası karışık... * * * Ailelerinden dayak yiyorlar. “Kendine kimi örnek alıyorsun?” diye sorunca, “Anne babamı” diyorlar. * * * Sigara ve içki içiyorlar. En çok askere ve dine güveniyorlar. * * * Siyaseti takip etmiyorlar. Ama “Siyasi yelpazedeki yeriniz?” diye sorunca, ağırlıkla “Milliyetçi-muhafazakâr” seçeneğini işaretliyorlar. Yurtlarını çok seviyorlar yani... Aynı gençler, “Yurtdışında yaşamak ister misiniz?” sorusuna yüzde 80 oranında “Evet” diye kafa sallıyorlar. Yurdun en çok dışını seviyorlar. * * * “Türkiye AB’ye girsin mi”ye “Hayır” cevabı veriyorlar. Yani? “Ülkem dursun, ben gireyim” diyorlar. * * * “Milliyetçi gençler”, gazete okumuyor; televizyonda da sadece eğlence programı izliyorlar. Polat gibi şekil yapmak, Koç gibi para kazanmak, Acun gibi sahillerde “sabaha kadar eğlence”ye dalmak istiyorlar. * * * Çoğu Türkiye’nin geleceğinden umutsuz... Kendi geleceklerinden ise umutlular. Yani? “Ülkem batar, ben yırtarım” sanıyorlar. * * * “Ülkem varsa ben de varım”, “Ülkem batarsa ben de batarım”, hatta “Ülkemi batmaktan ancak ben kurtarırım” diyen kuşakları birbirine kırdırıp darağaçlarında, cezaevlerinde yok ettiler. “Kitap günah, örgütlenmek yasak, siyaset tuzak” diye diye, dayağı, magazini, içi kof bir milliyetçiliği vere vere, her koyunun kendi bacağından asıldığını söyleye söyleye, “Okumadan da yırtmak mümkün”ü işleye işleye, siyasete aklı ermeyen, gözü dışarıda, “Polatist” umutsuzlar yarattılar. * * * Madem manzara böyle, ben de gençlerin yurtdışında yırtmış idollerinden Mert İçgören’in, gençler arasında pek yayılmış şarkılarından biriyle kutlayayım, yeni kuşağın Gençlik ve Spor Bayramı’nı: “Üç gün üç gece/ Bodrum’da eğlence/ Yanımda Ceylan, Merve ve Ece/ Teker teker ya da hep birlikte/ Üç gün üç gece, sabaha kadar eğlence.../ Kızı uçağa koydum/ iki tane kız buldum/ İyice yağladım, sonra güneşe koydum/ İki saat beklettim, çıkarıp soydum/ İkisini de yedim, ohhh doydum.” * * * Bayramınız afiyetli olsun!
'İstanbul depreminin eli kulağında'
Prof. Celal Şengör'e göre en riskli yer Yeşilköy...
Prof. Celal Şengör, Taraf gazetesinden Neşe Düzel'in beklenen İstanbul depremiyle ilgili sorularını yanıtladı. Şengör, İstanbul'da ne zaman , ne büyüklükte bir deprem beklendiğini, bu depremin şiddetinin ne olacağını, şehrin nerelerinin sağlam, nerelerinin tehlikeli olduğunu anlattı.
Yakın bir zamanda İstanbul'da deprem beklediğini belirten Şengör, "Ama istatistiki olarak İstanbul depremi İzmit depreminden sonraki ilk 30-50 yıl arasındaki bir tarihte bekleniyor" dedi.
İstanbul'un Çin'deki gibi 7.9'luk bir depreme dayanamayacağını kaydeden Prof. Şengör, böyle bir depremde ölü sayısı ve yıkımın çok büyük olacağını ifade etti. Şengör'e göre İstanbul'daki depremin şiddeti maksimum 7.6 olacak, 50-100 bin arasında insan ölecek ve 40 bin bina da dümdüz olacak.
İSTANBUL'UN EN TEHLİKELİ YERLERİ İstanbul'da olması beklenen deprem için modellemeler yapıldığını söyleyen Şengör, bu modellemelere göre depremin şiddetinin sadece bir yerde 10'a çıktığını dile getirdi. Modellemelere göre İstanbul'da olacak depremi Yeşilköy ve civarında yaşayanlar 10 şiddetinde hissedecek. Diğer sahillerde ise 9 ve 8'e düşecek.
Prof. Celal Şengör, İstanbul'un en riskli yerlerini de açıkladı. Şengör'e göre depremde en fazla tehlike arz eden yerler; Anadolu yakasında Moda, Fenerbahçe ve Üsküdar, Avrupa yakasında ise Haliç'in güneyi, klasik İstanbul, Eminönü, Yeşilköy ve civarı..
"İSTANBUL LAZLARA KALACAK" Şengör'ün en ilginç tespiti ise Lazlarla ilgili. Şengör'e göre genelde İstanbul'un Karadeniz tarafına yakın kesimlerinde yaşayan Lazlar depremden en az etkilenecek. "İstanbul Lazlar'a kalacak" diyen Şengör, "Buralarda sağlam evlere bir şey olmayacak, sadece sallanacaklar" şeklinde konuştu.
May 18
Bu işlere eleman yok! İnci Neşeli Özoğlu / POSTA
Günümüzde en çok ilgi duyulan ve kazanç sağlayanmeslek gruplarının başında IT (bilgi teknolojileri) sektörü geliyor. Araştırmacılara göre Türkiye’de 70 bin yetişmiş IT personel açığı bulunuyor
Günümüzde ilgi duyulan ve kazanç sağlayan meslek gruplarının başında IT (bilgi teknolojileri) sektöründe proje yöneticiliği geliyor. Yurt dışındaki pek çok firma, IT uygulamaları satışı için Türkiye’de irtibat ofisi açarak, genellikle de taşerona vererek çalışmayı tercih ediyor. Elektronik güvenlik uzmanlığı, veritabanı yöneticisi ve analisti, e-ticaret, e-learning (öğrenme), tasarım, araştırma-geliştirme, mobil proje uzmanlığı gibi meslekler en çok eleman aranan işler arasında.
70 bin personel açığı Fortune Danışmanlık Genel Müdürü Ayşen Arıduru, internet teknolojileri, web uygulamaları, Telekom sektörüne yönelik çözümler, katma değerli servis uygulamalarının yaygın olduğu günümüzde, bu alanda deneyimli IT profesyonellerine büyük ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Araştırmalara göre Türkiye’de 70 bin yetişmiş IT personel açığının bulunduğunu belirten Arıduru, yetişmiş personelin de bu açığı karşılayamadığını, bu nedenle özel sertifikasyon programlarının her geçen gün arttığını vurguladı.
Orta Doğu’dan talep çok Ar-ge (araştırma-geliştirme) konusunda yapılan çalışma ve projelerin geçmiş dönemlere göre gelişme trendinde olduğunu belirten Arıduru, Turkcell, Avea, Vodafone gibi GSM operatörlerine yönelik ürün ve çözüm geliştiren şirketler oluştuğunu söyledi. Şirketlerin bu ürün ve uygulamaları yurt dışına ihraç ettiğini dile getiren Arıduru, özellikle Türki Cumhuriyetler ve Orta Doğu ülkelerinden talep olduğunu söyledi. Arıduru, bu durumun iş dünyası açısından önemli bir gelişme olduğunu vurguladı.
Ar-ge uzmanına ihtiyaç arttı Önceleri yurt dışından alınan teknik bilgilerin, kalifiye mühendis ve planlayıcıların katkıları ile artık ülkemizde de üretildiğini söyleyen Arıduru, teknolojinin gelişmesi ile ar-ge uzmanlarına ihtiyacın arttığını belirtti. Ar-ge uzmanının konusunda uzman, çok yönlü, yurt dışındaki gelişme ve teknolojileri takip eden, yabancı dil bilen araştırmacı ve analitik düşünce yeteneğine sahip olması gerektiğini belirten Arıduru, sosyal kişilik boyutunun gelişmesinin önemli olduğunu söyledi.
İŞTE EN ÇOK ELEMAN ARANAN İŞLER
Mali denetimci ve mali analist: En çok talip edilen pozisyonlardan olduğu için. adayların ücret beklentileri çok yüksek. Pozisyonda sirkülasyon fazla.
Java geliştirici: Java yeni ve sürekli yenilenen bir teknoloji. Bu nedenle Türkiye'de bu alanda uzmanlaşmış deneyimli kişi bulmak zor.
Yönetici asistanı: Sirkülasyonu en fazla olan pozisyon. Her firmanın kültürüne ve beraber çalışılacak yöneticiye göre profil değişebiliyor.
İş geliştirme müdürü: Bu pozisyon yeni yapılanma döneminde olan firmalarda talep ediliyor. Her firmada bulunan bir pozisyon olmadığı için eleman bulmak zor.
Teşkilatlanma sorumlusu: Vakıf yapılarına yönelik bir pozisyon. Türkiye'de sivil toplum kuruluşları kariyer açısından talep edilmiyor, bu pozisyonda çok fazla uzman yok ve ihtiyaç var.
İngilizce bilen resepsiyonist: Yabancı dil bilen kişiler tercih etmediği için uluslararası firmaların sıkça talep ettiği bir pozisyon.
Yer bulma ve kiralama uzmanı: Türkiye'de gelişen perakende sektörü ile ortaya çıkan bir pozisyon. Büyük perakende firmaları mağaza yeri bulma, kiralama işlerinden sorumlu olacak kişi arıyor. Henüz uzmanlaşmış aday bulunamıyor.
Mağaza satış elemanı: Her gün bir yenisi açılan alışveriş merkezlerinde çalışacak yetişmiş, firma kurum kültürünü en iyi şekilde yansıtan, vardiyalı çalışmaya açık mağaza satış elemanı pozisyonu da en fazla aranan pozisyonlardan.
Not: Veriler Select KRM'den alınmıştır.
May 13
Üniversite önündeki yığılmanın en önemli nedenlerinden biri de hemen herkesin doktor, mühendis, yönetici olmak istemesi. Teknisyen, hemşire ya da sekreter olmak hiçbir zaman, hiç kimsenin öncelikli hedeflerinden değil. Ama sonunda, doktor olmak isteyen hemşireliğe, mühendis olmak isteyen teknisyenliğe, şef, müdür olmak isteyen de sekreterliğe razı oluyor, ama onu da bulamıyor. Tanımlanmış ve eğitimi yapılan meslek çeşitliliği, ileri ülkelerde 9-10 bin civarında. Bizdeyse 1000’i bile bulmuyor. Bu yüzden de belirli mesleklerdeki kalifiye eleman sayısında aşırı yığılma var. İhtiyaç duyulan günümüz mesleklerindeyse yetişmiş eleman yok gibi. Özellikle de ara insan gücünde... Batılı ülkelerde yapılan araştırmalara göre, bir sınıfın en çok yarısı üniversiteye gitmeyi düşünüyor. Diğer yarısı ise oto tamircisi, kuaför, itfaiyeci, şoför, kasap, yardımcı sağlık personeli ya da benzeri mesleklere yöneleceğini ifade ediyor. Oysa bizde neredeyse tüm öğrencilerin hedefi daha ilköğretimden itibaren hep üniversite. Hem de en popüler meslekler. Oysa rakamlar çok acımasız. Okula başlayan 100 öğrenciden ancak 9’u üniversiteyi bitirebiliyor. İşte bu yüzden mesleki eğitim konusunda, gençlerimiz başta olmak üzere kamuoyunu çok iyi bilgilendirmemiz gerekiyor. Doktor olmak için yola çıkıp hiçbir şey olamama yerine mutlu bir yardımcı sağlık personeli olabilirsiniz. Veya işsiz mühendisler kervanına katılmaktansa, iş güç sahibi mutlu bir teknisyenliği tercih edebilirsiniz. Ya da iyi bir kuaförün, oto tamircisinin, kameramanın, seramik ustasının iş bulma şansının, mühendisten çok daha fazla olduğunu göz önünde bulundurmalısınız... Bütün bu varsayımları, elbirliğiyle, çok iyi anlatmalıyız. Yoksa üniversite önündeki yığılma azalacağına katlanarak artar. Bu yıl liseler mezun vermemesine rağmen ÖSS başvuruları 1 milyon 600 bini aştı. Üç beş yıl sonra iki milyona çıkarsa şaşırtıcı olmaz. Peki bu aşamada, YÖK’ün öngörüleri çerçevesinde, üniversite kontenjanlarını artırmak bir çözüm yolu olabilir mi? Bugünkü yapılanmalarıyla evet demek çok zor. Dünyanın hemen her ülkesinde yükseköğrenim yeniden yapılanıyor. Dünün klasik meslekleri yerine bugünün aranan mesleklerine dönük eğitime ve araştırmaya yöneliyorlar. İşte bu yüzden, bizde de üniversite kontenjanları artırılmadan önce ciddi bir reorganizasyon, yani yeniden yapılanma gerekiyor. Yoksa, gençlere kısa süreli bir mutluluk yaşatmanın ötesine geçemeyiz.
Gerekçe haklı İktidarın yeni üniversiteler açmasına, YÖK’ün de kontenjanları artırmasına çok sert tepki gösterenler var. Gerekçelerinde de haklılar. Ama yükseköğrenimdeki okullaşma oranımızın girmeye çalıştığımız AB’nin çok altında olduğunu da mutlaka göz önünde bulundurmalıyız. Yani yeni üniversitelere ve kontenjan artışına evet ama şu koşulların gerçekleşmesi şartıyla: - Üniversiteler, bilişim çağı, gelişen sektörler ve istihdam fazlası yetişmiş insan gücü göz önünde bulundurularak yeniden yapılandırılmalıdır. - Yeni açılan üniversitelere daha fazla kaynak ve öğretim elemanı desteği sağlanmalıdır. - Meslek yüksekokulları, üniversitelerin hiç hoşlanmadıkları bir kambur olmaktan kurtarılarak kendi içlerinde özerk hale getirilmelidir. - Üniversite-sanayi işbirliği çerçevesinde, sektörel destek sağlanmalıdır. - En büyük sermayemiz olan gençlerimizi, donanımsız işgücü olarak değil, dünya standartlarında eğitim görmüş kalifiye elemanlar olarak ihraç kalemlerimizin ilk sırasına oturtmalıyız. Özetin özeti: Üniversitelerimizi kısır tartışmaları bir yana bırakarak yeniden yapılandırma zamanı geldi de geçiyor. Bunu yapmadan geleceği yakalamak mümkün değil... YÖK Başkanı’nın dün kafa karıştırmanın ötesinde bir işe yaramayacak önerilerine yönelik değerlendirmeyi de yarın sizlerle paylaşacağım May 09
Deniz Gezmiş’in ‘bilim’ vasiyeti
Deniz Gezmiş’in idam sabahında yazdırdığı mektup ilginçtir. Özellikle son satırları: “........ Kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et, onun bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da insanlığa hizmettir. Son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım.” Bu mektubu, Ankara Hukuk’tan arkadaşım, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek’in başyazarı olduğu Aydınlık dergisinden yansıttım. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamlarının üzerinden 36 yıl geçti. “Darağacında 3 fidan” bağlamında hep Deniz’in “devrimci” boyutu ve söylemleri yazılmış, konuşulmuştur. İdam sabahı yazdırdığı mektupta “bilimi” hem de 3 kez vurgulamış olması bilerek ya da bilmeyerek görmezden gelinmiş. Oysa... Günümüze kadar uzanan örgütlü şiddet ve kan kültürü etkisindeki gençlere Deniz Gezmiş çok farklı mesaj vermiş: “Bilimle uğraşmak da insanlığa hizmettir.” 18 yaşında daha fakültenin ilk sınıfında ele silah alıp vatan kurtarmaya soyunmak, elbette heyecan verici ama sonu hep acıyla noktalanan, gencecik insanlarımıza yazık edilen bir tuzak. Deniz Gezmiş, kardeşine “Beni takip et. Devrimci ol. Bu uğurda gözünü kırpmadan ölüme git” diye yazmamış. “Kendini bilime ada” demiş. Deniz’in mangal gibi yüreğinin sıcaklığı, bugünün gençlerini de kardeş sevgisiyle kucaklar. Bugünün de maceraya itilen gençleri, Deniz Gezmiş’in son satırlarında kendilerine verilen mesajı algılamalıdır. Her sorunu bilinçle, bilgiyle, demokrasiyle aşacağız.
UĞUR MUMCU VE DOĞU PERİNÇEK Aydınlık’ın “Deniz Gezmiş’i kapak yaptığı” son sayısında anılara yolculuk yaptım. O zamanlar Ankara Hukuk’ta Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek İdare Hukuku asistanıydılar. 3 genç çok yakın arkadaştı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Lütfü Ömerbaş’ın oğlu sınıf arkadaşım Selçuk Ömerbaş, Doğu ve Uğur. O yıllarda ben de bir yandan gazetecilik yaparken, Ankara Hukuk’ta okuduğum için biliyorum. hukuk değil, hep gazeteci olmayı konuşurlardı. Aradan yıllar geçti. O üçten ikisi akademik kariyeri bıraktılar. Gazeteci oldular. Uğur Mumcu’nun tek mesleği gazetecilikti. Doğu Perinçek parti lideridir, Deniz Gezmiş’in vekâlet verdiği avukattır ama nabzı gazetecilik için atar. Son Aydınlık’ta Uğur Mumcu ile Doğu Perinçek’in birlikte çekilmiş bir fotoğrafı var. Bakın genç Uğur Mumcu’yu ve Doğu Perinçek’i sadece fotoğraf olarak görseydiniz tanıyabilir miydiniz?
KRALİÇE İÇİN SMOKİN Cumhurbaşkanı seçildiği gün bile Abdullah Gül frak giymedi. Onu smokinle de görmedik. Başbakan R.T. Erdoğan da ne smokin, ne frak giyer... İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in Türkiye ziyareti nedeniyle davetlerde frak giyilmesi gerekiyor. Majestenin protokol kuralları katı... Gazeteler önce bu zorunluğa karşı bir formül arandığını yazdılar. Sonra da formülün bulunduğunu, Gül’ün smokin giymesi için İngiltere ile bir protokol uzlaşması sağlandığını okuduk. Merak ettim. “Neden bu frak ve smokin alerjisi?..” “Bunu bilse bilse Ahmet Hakan bilir” diye düşündüm. Hürriyet’in 60. yıldönümü davetinde ona sordum. Cevabı şöyle: “İslamda böyle bir kesin kural yok ama silindir şapka, fötr şapka, smokin, frak hoş karşılanmaz. İran’da kravata bile iyi gözle bakılmaz. Kesin bir kural yok ama genel bakış böyle...” Çoğu insanımızın bu sorunun cevabıyla ilgili olduğunu sohbetlerden biliyorum. Ahmet Hakan’ın cevabını yansıttım. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün smokin giymesi sanıyorum bu anlamsız tavrın da aşılması için örnek oluşturabilir. May 04
Sivil hekim 10 bin, askeri hekim 2 bin YTL alacak ANKA
Sağlık Bakanlığı’nın uzun zamandır üzerinde çalıştığı ve bir çok hekimin geleceğini ilgilendiren tam gün yasa tasarısı taslağı olarak adlandırılan “Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağıö Başbakanlığa gönderildi. Tam gün yasa taslağına askeri hekimlerin dahil edilmemesi askeri hekimler ile sivil hekimler arasındaki ücret uçurumunu artıracak. Sağlık Bakanlığı’nın hazırlayıp Başbakanlığa sevk ettiği ‘tam gün yasa taslağı’na askeri hekimlerin dahil edilmesine Genelkurmay Başkanlığı’nın karşı çıktığı öğrenildi. Sağlık Bakanlığı yetkilileri, Genelkurmay’ın askeri hekimlerin tam gün yasasına dahil edilmemesi şeklinde görüş bildirdiğini belirterek, “Biz de askeri hekimlerin dahil edilmesini isterdik. Ancak, Genelkurmay bu konuda olumsuz görüş bildirince askeri hekimleri yasa taslağına dahil etmedikö değerlendirmesini yaptı. Yasa taslağına dahil edilmeyen askeri hekimler yaklaşık 2 bin YTL ücret almaya devam ederken, taslağın yasalaşması halinde sivil hekimlerin ücreti yaklaşık 10 bin YTL ye çıkacak.
-HEKİMLERE ‘YA KAMU, YA DA ÖZEL SEKTÖR’ DENİLECEK-
Doktorların ya kamuda ya özelde çalışmasını öngören tam gün yasa taslağı Başbakanlık’a sevk edildi. Yeni tasarı sivil hekimlerin özlük haklarında birçok iyileştirmeyi kapsarken, askeri hekimlerin taslak dışında bırakılması askeri hekimlerin tepki göstermesine neden oldu. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Müşteşar Orhan Gümrükçüoğlu ve Sağlık Komisyonu Başkanı Cevdet Erdöl, daha önce yaptıkları açıklamalarda askeri hekimlerin kesinlikle maaş iyileştirmesine ihtiyacı olduğunu, askeri hakim maaşı alacaklarını ve ne pahasına olursa olsun asker-sivil ayrımı yapılmaksızın herkesin yasaya dahil edeceğini belirtmişlerdi.
-ASKERİ HEKİMLER PART-TİME ÇALIŞAMAYACAK-
Askeri hekimler, maaşlarının belli bir bölümünden feragat ederek özel tıp merkezlerinde part-time çalışabiliyorlardı. Fakat, açıklanan taslağın 4. maddesinde yer alan "926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunun Ek 2. maddesine eklenen Türk Silahlı Kuvvetleri emrinde görev yapan tabip, diş tabibi ve uzman tabipler çalışma saatleri dışında meslek ve sanatlarını serbest olarak icra edebilirlerö ibaresi askeri hekimlerin sadece muayenehane açarak dışarıda serbest bir biçimde çalışabilmelerini sağlayacak. Ancak, taslağa göre Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşmeli çalışan özel tıp merkezleri part time doktor çalıştıramayacak. Böylece bir askeri hekimin part time çalışma hakkı da kısmen elinden alınmış olacak.
-SİVİL HEKİMLERİN BEŞTE BİRİ MAAŞA ÇALIŞACAKLAR-
Yasa taslağına tepki gösteren askeri hekimler, aynı eğitimi almış olmalarına rağmen sivil hekimlerin alacağı maaşın beşte birini alacak olmalarının adalete uygun düşmediğini belirtti. Askeri hekimler yasa taslağını şöyle değerlendirdi: “Örneğin, uzman doktor beyin cerrahı askeri hekim 2 bin YTL maaş alırken, özelde çalışmayı bırakıp kamuyu tercih eden aynı şekilde 15 yıllık uzman sivil hekim mesai saatlerinden sonra çalıştığı kamu kuruluşunda çalışmaya devam edebilecek. Maaşı düşük olmasına rağmen döner sermaye ve artan nöbet parasıyla yaklaşık on bin YTL maaş alacak. Asker- sivil doktor arasındaki uçurum giderek büyüyecek. Eskiden askeri hekimler özelde çalışarak bu açığı kapatabiliyorlardı. Ülkenin birçok bölgesinde askeri sağlık kurumlarında çalışan askeri doktorlar Sağlık Bakanlığı’nın yüksek ücretlerle bile doktor bulamadığı yerlerde sivil halka karşılıksız hizmet vermektedirler. Uzman bir askeri hekimin 6 yıl tıp fakültesinden sonra 20 yıl zorunlu hizmetlerinin olması ve serbest olarak mesleklerini icra edemeyecekleri garnizonlarda da çalıştıkları göz önüne alındığında ne kadar mağdur edildikleri görülmektedir. TSK Askeri hakim, savcı ve pilotların maaşlarında az da olsa arttırıma giderek sivile geçişleri biraz olsun azaltabilmiştir. Hükümetin; TSK’nın tüm özverili doktorlarına da, özel tıp merkezleri ve hastanelerde çalışamama karşılığında, yani tam gün yasası kapsamına alınarak, sivil doktorlar kadar olmasa da, en azından askeri hakim ve pilotlar kadar ücretlendirilmesi gelir adaletsizliğinin kaldırılmasında en azından atılmış bir adım olacaktır." Başbakanlık, yasa taslağını TBMM ye sevk ettikten sonra, taslak komisyona sevk edilecek.
|