|
|
12月21日 Gençlik okumuyor!
Pİ Grup Danışmanlık ve Araştırma tarafından yaptırılan anket, Türk Gençliğinin okumadığını gözler önüne serdi.
Gençlik, iş yoğunluğu, dersler ve televizyon nedeniyle kitap okumazken gençlerin yüzde 75.9’unun evinde kitaplığı bile yok.
-Gençliğin yüzde 86.7’si kitap alırken “korsanö kitabı satın almayı seçerken, okuma alışkanlığının olmamasının sebebini ise “eğitim sistemiö olarak görüyor.
Bağımsız Eğitimciler Sendikası (BES) tarafından Pİ Grup Danışmanlık ve Araştırma’ya yaptırılan anket, Türk Gençliğinin okumadığını gözler önüne serdi. Gençlik, iş yoğunluğu, dersler ve televizyon nedeniyle kitap okumazken gençlerin yüzde 75.9’unun evinde kitaplığı bile yok.
Bağımsız Eğitimciler Sendikası, gençliğini okuma alışkanlığını Pİ Grup Danışmanlık ve Araştırma’ya yaptırdığı anket ile gözler önüne serdi. Ankete 18-30 yaş arasın Bin 831 genç katılırken, bu gençlerin yüzde 67.2’si ortaöğretim, yüzde 22.7’si üniversite, yüzde 4,3’ü yüksek lisans mezunu, yüzde 5,8’i ise okur yazar.
-GENÇLİK TELEVİZYON İZLİYOR, İŞ VE DERSTEN KİTAP OKUMAYA VAKİT BULAMIYOR
Ankete göre, gençliğin yüzde 11.2’si düzenli olarak kitap okurken yüzde 17.4’ü aralıklarla, yüzde 63.9’u ise düzensiz olarak ara sıra kitap okuyor. Gençler, kitap okumalarına engel olarak ise iş yoğunluğu, dersler ve televizyonu gösteriyor. Ankete göre, gençlerin yüzde 18.9’u iş yoğunluğundan kitap okumaya vakit bulamazken, yüzde 15.7’si dersler nedeniyle vakit bulamıyor. Gençlerin, yüzde 24.5’i okuma alışkanlığına sahip olmadığı için düzenli kitap okumadığını, yüzde 26.3’ü boş zamanlarından televizyon izlediğini, yüzde 8.2’si ise boş zamanlarını başka şekilde değerlendirdiği için kitap okuyamadığını açıkladı.
-GENÇLER KİTAP SATIN ALMIYOR, KİTAP ALAN “KORSAN" ALIYOR-
Ankete göre gençler kitaba para vermekten de kaçınıyor. Gençlerin sadece yüzde 11.3’ü yakın bir tarihte para vererek kitap alırken, yüzde 10.8’i 6 ay önce, yüzde 23.6’sı 1 yıl önce, yüzde 45.6’sı ise 1 yıldan daha uzun zaman önce kitap satın aldı. Yüzde 8.7’si ise en son ne zaman kitap aldığını hatırlamıyor. Gençlerin yüzde 81.3’ü kitap fiyatlarını pahalı bulurken, bu nedenle korsan kitaba yöneliyor. Gençlerin yüzde 86.7’si korsan kitap aldığını açıklarken, sadece yüzde 7.1’i korsan kitap almadığını bildirdi. Ankete göre, gençlerin yüzde 75.9’unun evinde kitap koyacak yeri dahi yok.
-GENÇLİK GAZETE DAHİ OKUMUYOR-
Ankete göre gençlik günlük gazete dahi almıyor. Gençlerin sadece yüzde 26.5’i günlük gazete alırken, her gün gazete okuyanların oranı ise sadece yüzde 10.2 oldu. Gençlerin yüzde 21.7’si haftada birkaç kez gazete okurken, ayda birkaç kez okuyanların oranı ise yüzde 64.2.
Gençlik gazete okurken de spor ve magazin haberlerini okumayı tercih ediyor. Ankete göre gençlerin yüzde 5.8’i siyaset haberlerini okurken, yüzde 19.2’si magazin, yüzde 29.1’i spor, yüzde 2.5’i ekonomi, yüzde 7.3 köşe yazarları, yüzde 11.4’ü ize adliye haberlerini okuyor. Gazetenin tamamını okuyanların oranı ise yüzde 23.2’de kaldı.
-GENÇLER EĞİTİM SİSTEMİNİ SUÇLUYOR-
Ankete göre gençlerin yüzde 38.5’i Türk insanının yeteri kadar okuyan bir yapıda olduğunu düşünürken, yüzde 56.6’sı ise Türk insanının okumadığını düşünüyor. Gençlerin yüzde 88.7’si ise eğitim sistemi nedeniyle okuma alışkanlığının olmadığını savunurken, kampanyaların okumaya teşvik ettiğine inananların oranı ise yüzde 15.3. Gençlerin yüzde 77.5’i ise kampanyaların okuma alışkanlığına yardımcı olmadığına inanıyor. Gençler, Türk edebiyatına yöne veren isimleri dahi bilmezken, kendilerine kitap hediye edilmesini de istemiyor. Gençlerin yüzde 36.1’i kendisine bir kitap hediye edilmesini isterken yüzde 56.6’sı hediye kitap istemiyor. Ankete göre gençlerin yüzde 89.7’si ise Türk edebiyatına yön veren isimleri takip etmiyor. 5月13日
Üniversite önündeki yığılmanın en önemli nedenlerinden biri de hemen herkesin doktor, mühendis, yönetici olmak istemesi. Teknisyen, hemşire ya da sekreter olmak hiçbir zaman, hiç kimsenin öncelikli hedeflerinden değil. Ama sonunda, doktor olmak isteyen hemşireliğe, mühendis olmak isteyen teknisyenliğe, şef, müdür olmak isteyen de sekreterliğe razı oluyor, ama onu da bulamıyor. Tanımlanmış ve eğitimi yapılan meslek çeşitliliği, ileri ülkelerde 9-10 bin civarında. Bizdeyse 1000’i bile bulmuyor. Bu yüzden de belirli mesleklerdeki kalifiye eleman sayısında aşırı yığılma var. İhtiyaç duyulan günümüz mesleklerindeyse yetişmiş eleman yok gibi. Özellikle de ara insan gücünde... Batılı ülkelerde yapılan araştırmalara göre, bir sınıfın en çok yarısı üniversiteye gitmeyi düşünüyor. Diğer yarısı ise oto tamircisi, kuaför, itfaiyeci, şoför, kasap, yardımcı sağlık personeli ya da benzeri mesleklere yöneleceğini ifade ediyor. Oysa bizde neredeyse tüm öğrencilerin hedefi daha ilköğretimden itibaren hep üniversite. Hem de en popüler meslekler. Oysa rakamlar çok acımasız. Okula başlayan 100 öğrenciden ancak 9’u üniversiteyi bitirebiliyor. İşte bu yüzden mesleki eğitim konusunda, gençlerimiz başta olmak üzere kamuoyunu çok iyi bilgilendirmemiz gerekiyor. Doktor olmak için yola çıkıp hiçbir şey olamama yerine mutlu bir yardımcı sağlık personeli olabilirsiniz. Veya işsiz mühendisler kervanına katılmaktansa, iş güç sahibi mutlu bir teknisyenliği tercih edebilirsiniz. Ya da iyi bir kuaförün, oto tamircisinin, kameramanın, seramik ustasının iş bulma şansının, mühendisten çok daha fazla olduğunu göz önünde bulundurmalısınız... Bütün bu varsayımları, elbirliğiyle, çok iyi anlatmalıyız. Yoksa üniversite önündeki yığılma azalacağına katlanarak artar. Bu yıl liseler mezun vermemesine rağmen ÖSS başvuruları 1 milyon 600 bini aştı. Üç beş yıl sonra iki milyona çıkarsa şaşırtıcı olmaz. Peki bu aşamada, YÖK’ün öngörüleri çerçevesinde, üniversite kontenjanlarını artırmak bir çözüm yolu olabilir mi? Bugünkü yapılanmalarıyla evet demek çok zor. Dünyanın hemen her ülkesinde yükseköğrenim yeniden yapılanıyor. Dünün klasik meslekleri yerine bugünün aranan mesleklerine dönük eğitime ve araştırmaya yöneliyorlar. İşte bu yüzden, bizde de üniversite kontenjanları artırılmadan önce ciddi bir reorganizasyon, yani yeniden yapılanma gerekiyor. Yoksa, gençlere kısa süreli bir mutluluk yaşatmanın ötesine geçemeyiz.
Gerekçe haklı İktidarın yeni üniversiteler açmasına, YÖK’ün de kontenjanları artırmasına çok sert tepki gösterenler var. Gerekçelerinde de haklılar. Ama yükseköğrenimdeki okullaşma oranımızın girmeye çalıştığımız AB’nin çok altında olduğunu da mutlaka göz önünde bulundurmalıyız. Yani yeni üniversitelere ve kontenjan artışına evet ama şu koşulların gerçekleşmesi şartıyla: - Üniversiteler, bilişim çağı, gelişen sektörler ve istihdam fazlası yetişmiş insan gücü göz önünde bulundurularak yeniden yapılandırılmalıdır. - Yeni açılan üniversitelere daha fazla kaynak ve öğretim elemanı desteği sağlanmalıdır. - Meslek yüksekokulları, üniversitelerin hiç hoşlanmadıkları bir kambur olmaktan kurtarılarak kendi içlerinde özerk hale getirilmelidir. - Üniversite-sanayi işbirliği çerçevesinde, sektörel destek sağlanmalıdır. - En büyük sermayemiz olan gençlerimizi, donanımsız işgücü olarak değil, dünya standartlarında eğitim görmüş kalifiye elemanlar olarak ihraç kalemlerimizin ilk sırasına oturtmalıyız. Özetin özeti: Üniversitelerimizi kısır tartışmaları bir yana bırakarak yeniden yapılandırma zamanı geldi de geçiyor. Bunu yapmadan geleceği yakalamak mümkün değil... YÖK Başkanı’nın dün kafa karıştırmanın ötesinde bir işe yaramayacak önerilerine yönelik değerlendirmeyi de yarın sizlerle paylaşacağım 4月29日
ÖSS’de İngiliz modeli kafa karıştırdı
YÖK Başkanı’nın İngiliz modeli diye ortaya attığı sisteme tepkiler yağmaya devam ediyor. İngiltere’den gelen mail’ler, “Burada, Türkiye’de olduğu gibi merkezi sistem yok. YÖK Başkanı nereden çıkardı!” diye başlıyor. Fransa’dan gelenler ise “En iyisi bakalorya” diye noktalanıyor. ABD’den gelenler çok daha farklı. Görünen o ki, bize, ithal çözümler değil, Türkiye’ye uygun, yerli çözüm gerekiyor. YÖK Başkanı Özcan’ın Amerika’yı keşfetmek için yeniden sefere çıkmasına hiç gerek yok. ÖSYM, bugüne kadar, farklı sınav seçeneklerini bin defa araştırdı. Bugün hâlâ bu sistemde ısrar ediyor olması ise merkezi sistemin en iyi çözüm yolu olduğundan değil, en güvenilir olduğu içindir. Yeni YÖK yönetimi, getireceği yeni sistemle belki iktidarı memnun edebilir. Peki ya öğrenci ve veliler? Onlar ne olacak? Daha da önemlisi hakkaniyet, güvenirlik, seçicilik ne olacak? Bunlar bugün var mı ki diyenleriniz elbette olacaktır. Haklılar da. Ama yanlışı bir başka yanlışla düzeltmeye kalkarsanız, ortaya kaostan başka bir şey çıkmaz. Şu anda yapılmaya çalışılan da sanki bu!.. Son 20 yıldır YÖK de kaldırılmaya çalışılıyor. Peki kalktı mı? Hayır. Bu durumda, ya kaldıracağız diyenler samimi değil ya da gerçekten böyle bir kuruma ihtiyaç var. Şimdi aynı durum ÖSS için de geçerli. Sistemden şikâyetçi olmayan yok. Hemen herkes değiştirilmesini istiyor. Ama el atıldığında da yine hemen herkes ihtiyatlı. Çünkü kimse yerine ne getirileceğini ve sonuçlarının nasıl olacağını net olarak bilmiyor. YÖK eğer bu konuya gerçekten sağlıklı bir çözüm arıyorsa, mevcut adayları tedirgin edecek çözümler değil, geleceğe yönelik, uzun vadeli çözüm yolları aramalıdır. Şu anda lise 2 ve 3’üncü sınıftaki öğrenciler, “Gelecek yıl sınav sistemi değişiyor. Eyvah ne yapacağız!” diye panik halinde. YÖK, yapılması düşünülen olası bir değişikliğin, mevcut adaylara değil, liseye yeni başlayacak adaylara uygulanacağını şimdiden açıklamalıdır. Yoksa 1998’de Gürüz döneminde gerçekleşen katsayı dayatması’nın bir başka örneği yaşanmış olur. Öğrencilerden bir bölümü memnun edilirken, diğer bölümü mağdur hale düşürülür ki, bu da yeni yakınmaları beraberinde getirir.
Eski mezunlar? Üniversiteye giriş sistemi değiştirilmek istendiğinde, sıkıntı yaratan konulardan bir diğeri de eski mezunlar. Sayıları bir milyondan fazla. Yeni olarak getirilecek her sistem onları derinden etkileyecek. Liseye yeniden dönemeyecekleri için farklılıkları ya dershaneler yoluyla kapatmaya çalışacaklar ya da üniversite hayallerine son verecekler. Uzun vadeli çözümde, örneğin eski mezunlara, mevcut sisteme göre son birkaç hak daha verip sonra yeni sisteme geçilebilir. O zaman şikâyetleri olmaz. Ama birdenbire yapılacak bir değişiklik hem onlara hem de bir iki yıldır mevcut sisteme göre ÖSS‘ye hazırlanan lise öğrencilerine karşı büyük haksızlık olur. Ayrıca ÖSS’de yapılacak her değişiklik, ortaöğretim sistemini de derinden etkileyecektir. Bu konuda ille de bir şey yapılacaksa, eğitim sistemi okulöncesinden doktoraya kadar bir bütün olarak ele alınmalı ve ona göre çözüm yolları üretilmelidir. Bütün bunlar yapılırken de temel felsefe, öğrencileri sınavlara yönlendirici umut tacirliği değil, başarılı olanın önünü açan, akademik başarısı sınırlı olanları da daha erken yaşlarda mesleğe yönlendiren kalıcı çözümler olmalıdır. Yani, erken eleme sistemi. Her yıl 1 milyon 300 bin çocuk doğuyor. Eğer Başbakan’ın 3 çocuk formülü tutarsa, bu sayı 1.5 milyonu bulur. Bu kadar öğrenciye ise ne üniversite bulmak mümkün ne de iş. Zaten dünyanın hiçbir yerinde doğan her çocuk üniversiteyi bitirmiyor. AB ortalamalarını hedef alsak ve en azından her iki çocuktan birine üniversite olanağı sağlayalım desek bile bu bütçelerle bu da olanaksız gibi. Objektifliğini çoktan yitiren ölçme değerlendirme sistemi ise ayrı bir konu. Zaten bu sistem düzeltilmeden ne yapılsa boş! Özetin özeti: Kırk yıllık sorunlar kırk günde çözülmez. Hele bu bakış açısıyla... 4月27日
ÖSS’ye İngiliz modeli!
YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, üniversiteye giriş sisteminin, gelecek yıl değiştirileceğini açıkladı. İngiliz modeli getirilecekmiş. Adaylar ÖSS’de, kendilerine yöneltilen 12 farklı testten 5’ini çözecek, en başarılı olduğu 3 testin sonucuna göre de üniversitelere yerleştirilecekmiş. Bunun neresi İngiliz modeli ve bugünkü ÖSS’den farkı ne? Bilen varsa açıklasın. Şu anda yapılan da zaten o. Türkçe, Matematik, Fen, Sosyal ve Yabancı Dil’den sorular soruluyor. Yani 5 testten. Siz şimdi Fen’i, Fizik, Kimya, Biyoloji diye, Matematik’i Matematik, Geometri diye, Sosyal’i de Tarih, Coğrafya, Felsefe diye açarsanız ne değişecek? Amaç katsayıları ortadan kaldırmaksa, sistemin adını değiştirmeye ne gerek var. Açık açık yapılsın, hiç bu kadar zahmete girip kafalar da karıştırılmasın. Önemli olan kontenjanlar artıyor mu? Önemli olan üniversite mezunları iş bulabiliyor mu? Tek sınav değil 3 sınav yapsanız ne değişecek? İngiliz modeli değil de Amerikan modeli uygulasanız ne olacak? Türkiye’nin asıl sorunu, öğrencilerin üniversiteye nasıl gireceği değil, bitirdikten sonra nerede ve nasıl iş bulacağıdır. Peki bu sistem değişikliği kime yarar? Tıpkı OKS’de olduğu gibi dershanelere. AKP içinde sanki gizli bir el, dershaneleri ihya etmek için özel bir çaba harcıyor. Öğrencilerin dershaneye olan bağımlılıklarını azaltacağız dedikçe, dershaneye gitmeyi adeta zorunluluk haline getiriyorlar. Örneğin, imam hatipten ya da meslek liselerinin herhangi bir alanından mezun olan bir öğrenci mühendisliğe yönelmek istediğinde, şimdi olduğu gibi Türkçe ve Matematik yine olmazsa olmaz testlerin başında gelecek. Üçüncü bir test olarak da örneğin Fizik istenecek. Peki meslek lisesi öğrencileri ileri düzeydeki bu testleri çözebilecek donanımdalar mı? Kesinlikle hayır. Belki bir bölümünü, Lise 1’de aldıkları yüzeysel bilgilerle çözebilirler, ama asıl belirleyici olan uzmanlık sorularını asla çözemezler. Çünkü fen ve anadolu liselerinde olduğu gibi son sınıfa kadar bu dersleri almıyorlar. Bu açığı nasıl ve nerede kapatacaklar? Elbette dershanelerde. Peki ücretleri 5 bin lira’yı çoktan aşan dershanelere kimler çocuklarını gönderebilir? Sadece ve sadece yüksek gelir grubuna sahip olanlar. Ya fakir fukaranın çocuğu ne olacak? İşte maalesef bu kimsenin umurunda değil... En önemlisi de meslek liselerinin mesleğe eleman yetiştiren kurumlar olmaktan çıkarılıp, yükseköğrenime öğrenci hazırlayan kurumlar haline getirilmesidir. Mesleki eğitim, normal eğitime göre 7 kat daha pahalı bir sistem. Öğrencilere bu kadar masraf yaptıktan sonra, ülkenin teknik elemana bu kadar ihtiyacı varken, üzerine bir de dershane masrafı ve stres yükleyip üniversite kapısına yığmak, aymazlıktan başka bir şey değildir. Türkiye’de lise seçiminde hiçbir kısıtlama yok. İsteyen, çocuğunu klasik liselere, fen ve anadolu liselerine ya da kolejlere gönderebilir. Yok eğer onları istemezse meslek liselerine yönlendirir. Buna kimse karışmaz. Eğer bu konuda hata yaparsa düz liseden meslek lisesine, meslek lisesinden düz liseye de kısmen geçiş yapabilir. Amaç, erken yönlendirme ve eğitim sisteminde taşların yerli yerine oturmasıdır. Çağdaş ülkelerin pek çoğunda da aynı uygulama söz konusu. Yatay geçişler gibi dikey geçişler de var. Tıpkı şu anda Türkiye’de olduğu gibi. Meslek lisesini bitiren bir öğrenci, sınavsız olarak, iki yıllık meslek yüksekokullarına geçiş yapabilir, oradan da 4 yıllık fakültelere devam hakkı elde edebilir. Yani bu konuda zaten bir sıkıntı yok. Sıkıntı, altını çizerek bir kez daha söylüyorum, kontenjanların yetersizliği ve üniversite mezunlarının iş bulamamasıdır. YÖK Başkanı Prof. Özcan’ın önerdiği yeni sistem, umut tacirliğinin boyutlarını daha da büyütmenin ötesinde bir işe yaramayacaktır. Özetin özeti: Kamuoyunda ve akademik çevrelerde yeterince tartışılmadan, oldubittiye getirilerek ÖSS’de yapılacak bir değişiklik, üniversite önündeki yığılmaya çözüm değil kargaşa getirir!..
4月19日
Bir Babadan Oğluna Öğütler...
Bir babanın oğluna verdiği öğütler... Her baba oğluna bunları söylemiyor ama okumaya değer:
· Türkiye'de hiç bir zaman döviz üzerinden borçlanma.
· Başbakan dâhil hiç bir siyasi liderin veya bakanın demecine inanıp işlerini onlara göre sakın düzenleme
· Hiçbir zaman acele karar verme ve verdiğin karardan kolay geri dönme, bu davranış kendine güvenini arttırır.
· Arkadaşına kefil olmak yerine, eğer imkânın varsa ona borç vermeyi teklif et.
· Eğer bir mal satman gerekiyorsa mümkünse vadeli satma, peşin sat, hatta biraz zarar etsen bile böyle yap.
· Kredi kartı ile alışveriş yaparken kartını görevliye veya garsona sakın teslim etme, bizzat sen kasaya götür, pos (kredi kartı) cihazından geçişini izle ve makineden çıkan fişin rakamlarını kontrol et.
· Kredi kartı şifreni banka görevlisi de olsa bile kimseye söyleme ve atm makinesi kullanırken de çevredeki kişilere gösterme.
· Hiçbir kooperatife üye olma çünkü 1990 senesinden sonar kooperatif yoluyla ev veya arsa sahibi olmanın hiçbir avantajı kalmadı.
İş hayatı,
· En zor taklit edilen imza, bir defada kalemi kâğıttan kaldırmadan atılan imzadır. İmzanı bu şekilde atmaya gayret et,
· En büyük ve yenilmeyen tek gücün bilgi ve tecrübe olduğunu unutma.
· Her kime olursa olsun kefil olacaksan ödeyebileceğin rakamdan fazlasına kefil olma, kefalet tutarı belli olmayan sözleşmelere imza atma, aksi takdirde her şeyini kaybedebilirsin.
· Bir arkadaşına borç verirken her zaman geri gelmeyebileceğini düşünerek, seni üzmeyecek bir tutarda borç ver,
· İş hayatında hiç kimseye olduğundan fazla değer verme, hiç kimseyi de küçük görme
· İş yerine girerken kapıcının elini sık, hizmetlinin hatırını sor, gerektiğinde karşılıksız yardımda bulun.
· Yürüyebileceğin mesafelerde otomobil kullanma.
· Hiçbir zaman görevde iken bir devlet memuruna hakaret etme, hatta ona vurmayı aklından bile geçirme. Aksi takdirde bir yıla kadar hapis cezası alabileceğini unutma.
· Noterde işin olduğunda mümkünse sabah gitmeye çalış.
Otomobil için,
· Otomobil satın alınırken satışı en kolay olan marka ve modelde araç satın almaya gayret et. Bu senin hazır para kaynağın olmalıdır. Çünkü insanın büyük paraya ne zaman acilen ihtiyaç duyacağı belli olmaz.
· Otomobiline binmeden önce lastikleri, kullanırken motor hararetini, araçtan indiğinde camları ve kapıların kilitlerini kontrol etmeyi unutma..
· Güvenebileceğin bir tamircinin telefonu her zaman yanında olsun.
· Mümkünse aynı marka otomobilin yeni modellerini satın al, böylece tamircin hep aynı kalır.
· Otomobilinin periyodik bakımı ile trafik ve sigorta belgelerinin tam ve eksiksiz olmasına dikkat et.
· Arabanının tüm emniyet ve güvenlik sistemleri tam olsa bile ayrıca alarm taktır. Hırsızı caydıracak tek şey budur.
Ev yaşamında,
· İyi bir avukatın, elektrik tamircisinin ve su tesisatçısının adresi kolayında olsun.
· Sabah uyandığında yatağını mutlaka topla.
· İş kıyafetini çorabın da dâhil olacak şekilde akşamdan hazırla,
· Gerektiğinde çamaşır yıkamayı öğren, ancak kendi giyeceklerinin ütüsünün tamamını her zaman kendin yap.
· Çorba, pilav, makarna yapmayı, et terbiye etmeyi ve pişirmeyi mutlaka öğren.
· Evin içinde cumartesi ve pazar hariç pijama veya eşofmanla dolaşma, hatta bu günlerde bile uygun bir kıyafet giy.
· Ev içinde çorapla veya yalınayak gezme. Mümkünse sadece ev içinde giyebileceğin rahat bir spor ayakkabın olsun.
· Eşin, akşam yemek hazırlarken mutfaktan ayrılma yardımcı ol, yemekten sonra sofrayı mutlaka sen topla.
· Mümkünse her yemekten ve tatlı yedikten sonra dişini fırçala,
· Yemek aralarında yediğin aperatiflerden sonra ağzını suyla çalkala,
· Yanında mentollü veya naneli sakızın her zaman olsun.
· Yemek öncesi ve yemek sırasında bol su iç.
Tatil yaparken,
· Tatile, sağlık ve eğitime harcayacağın paraya acıma.
· Her yıl yeni bir tatil yöresinde tatilini geçirmeye özen göster. Bu sana ömür boyunca kırk ya da elli farklı yerde tatil yapman demektir.
· Sakın devre mülk alma, bu senin ömür boyunca aynı yerde ve aynı zamanda tatil yapman anlamına gelir ki belli bir zaman sonra tat vermez. Ayrıca bütün yıl ödeyeceğin sabit masraflar ise işin fazladan tuzu biberi olur.
Özel hayatın da,
· Eşinle kendi aranda mesafeyi yok etme her zaman onunda bir özel yaşamı olduğunu kendi arkadaşları ile gezip eğlenme hakkı olduğunu unutma.
· Eşinin yükselen burcunu karakterini çok iyi öğren.
· Ara sıra eşine sürpriz yap, eve çiçekle git, tiyatroya bilet al..onu iyi bir restoranda mutlaka akşam yemeğine götür.
· Sadece; Allah'tan, evlat acısı yaşamaktan, yetim hakkı yemekten, kuru iftiraya uğramaktan, sabırlı insanın öfkesinden, korkusuz insanın cesaretinden ve kendi nefsinden kork..
· Ben bunların çoğunu yapamadım ama sen yap.
Baban 4月11日
OKS'de bunlara dikkat edin
08 Nisan 2008 Salı 10:00 Uzmanlar bu seneki OKS soruları için "Hem konu azaldı, hem de soru tipi daha kolay olacak" diyor.
Pilot okullarda uygulanan farklı müfredat nedeniyle bu yıl soruların değişmesi, bazı öğrencilerde strese bazılarında da rahatlamaya neden olurken, uzmanlar, öğrencilere sakin olmalarını telkin ederek "değişikliğin onların lehine" olduğunu ifade ediyor. Uğur Dershaneleri Rehberlik Koordinatörü Turgay Polat, geçmiş yıllarla kıyaslandığında bu yıl OKS'nin çok daha kolay olacağını vurguladı.
BUNLARA DİKKAT EDİN Turgay Polat, öğrencileri, kalan süreyi verimli biçimde kullanmaları konusunda uyarıyor. Türkçe, Matematik, Sosyal Bilgiler, Fen ve Teknoloji olmak üzere 4 testen soruların çıkacağına dikkat çeken Polat, öğrencilere, üzerinde durmaları gereken konuları şöyle sıralıyor:
TÜRKÇE: Sınavda çıkacak olan Türkçe sorularının yüzde 80'i anlam bilgisi, yüzde 20'si ise dil bilgisi ve kullanımı ile ilgilidir. Bunlar arasında, öğrencilerin ağırlıklı olarak üzerinde durmaları gereken konular, sözcük, cümle, paragraf bilgisi, sözcük türleri, cümlenin öğeleri, anlatım bozukluğu, eylemde çatı, eylemsi cümle türleri.
MATEMATİK: Kümeler, kareköklü sayılar, harfli ifadeler, problemler ve tipleri, istatistik ve grafikler, olasılık, üçgende benzerlik, dörtgenler, çember ve daire konularını ağırlıklı olarak gözden geçirin ve bunları bir kez daha çalışın.
FEN VE TEKNOLOJİ: Öncelikli dikkat edilmesi gereken konular elektrik, basınç, kaldırma kuvveti, hareket, iş enerji ve basit makineler, maddenin tanecikli yapısı, periyodik tablo, kimyasal bağlar, kimyasal tepkimeler, asit ve bazlar, hücre, fotosentez, solunum, canlıların doğa ile iletişimi, üreme, gelişme ve kalıtım
SOSYAL BİLGİLER: Öncelikli konular, İslamiyet öncesi Türk tarihi, İslam tarihi, Türk İslam tarihi, Osmanlı kuruluş ve yükselme, Avrupa tarihi, inkılap tarihi, coğrafi konum, ölçek bilgisi, Türkiye'nin iklimi, coğrafi konumu, komşuları ve Türk dünyası, vatandaşlık bilgisi. Tarih konularında inkilap tarihi yüzde 70 ağırlıkta. (Pervin Kaplan/Sabah)
|