Ali's profileHUMANİST'S SPACE PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    January 17

    ATATÜRKÇÜLER

    Gün Atatürkçülerin günüdür!..

    Atatürkçüler!.. Atatürk Cumhuriyetinin sahipleri.. Laik, çağdaş, batılı, demokrat Türkiye Cumhuriyeti'ne inanan insanlar..
    Eğer bugün susarsanız, bugün sinerseniz, bugün koparılan gürültüler, toz duman edilen ortamda Atatürk ve Cumhuriyeti'nden şüphe ederseniz hele, biteriz.
    Atatürk biter. Atatürk Cumhuriyeti biter..
    Yıllar önce İkinci Cumhuriyet sulandırmasıyla ortaya çıkıp, aslında Ortadoğu ve Orta Asya'ya göz dikmiş Amerika'nın ihtiyaç duyduğu tampon, uydu "Ilımlı İslam" devletine döneriz.
    O zaman yeni bir Atatürk de bekleyemeyiz. Çünkü Atatürkler tarihte kolay yetişmiyor.. En azılı düşmanı Lloyd George'un dediği gibi, yüzyılda bir geliyorlar dünyaya.. Geçen yüzyıl bize nasip olmuştu. İki yüz yıl üst üste şansın bize dönmesini ummayın..
    Bakın, Ortadoğu ve Orta Asya siyasetini tamamen bir Ilımlı İslam Türkiye'ye bağlamış Amerika'nın niyetleri nasıl açık!..
    Ne diyor gayri resmi sözcüleri Newsweek dergileri..
    Türkiye'de iki derin devlet var. Biri temiz.. Onlar Atatürk Cumhuriyetçisi laikler.. Kimler?.. Ordu.. Yargı.. Üniversiteler. Yani tüm dinamik güçler ve tüm Atatürk bekçileri.. Bunlara dil uzatamıyor. Ne diyor..
    Bir de Kirli derin devlet var.. Temiz derin devlet varlığını devam ettirebilmek için kirliye muhtaç. Yani eninde sonunda o da bulaşık.. O da kirli..
    ..Ve baklayı ağzından çıkarıyor..
    "Ey Türk milleti.. Bu derin devletten kurtulmak için tek yol var önünde.. Mart ayındaki seçimlerde oyunu AKP'ye ver. Yüzde 47'den daha fazla ver ki, onlar iyice coşsun, ötekiler iyice pıssınlar.."
    Yani, Deniz Baykal'ın göstermelik, Devlet Bahçeli'nin "Yavru" muhalefetine bile tahammül edemiyorlar, görünüşte.
    Aslında Amerika'nın sorunu muhalefet değil. Bir Kemal Derviş müdahalesiyle işi nasıl başarıp, darmadağın ettikleri tüm öteki partiler yanında iktidarı AKP'ye nasıl altın tepside sunduklarını bilmeyen var mı?.
    Amerika'nın sıkıntısı Atatürk'ün ve ilkelerinin yılmaz bekçisi Ordu.. O orda, öyle dimdik durdukça, cumhuriyetin laik ilkelerinden ödün vermek, Ilımlı İslam devleti kurmak mümkün olmayacak..
    O zaman hedef ne?..
    Ordu!..
    Türkiye'nin derin devleti var da Amerika'nın yok mu?.. Onlar salmazlar mı kendi derin devletlerini Türk Ordusunun üzerine.. O ordu yıpratılır, o ordunun Türk halkı nezdindeki başından beri açık ara süren "1 numaralı güvenilen kurum" niteliğine gölge, şüphe düşürülürse iş kolaylamaz mı?..
    Oynanan oyun bu..
    Bu ülkede her iktidar, polisi ele geçirebilir.. Ama Menderes dahil, Ordu'yu ele geçirebilen çıkmadı. Çıkmaz. O Harpokulu orda durdukça çıkmaz.
    Bugün polis ne durumda biliyor musunuz?.
    Tarikatlar ne kadar sızmışlar haberiniz var mı?.
    Bugün Ordu'yu yıpratan her olayın içinde ve başında polisin olması tesadüf mü?.
    Polis, yargının, yani savcıların, mahkemelerin isteğiyle mi hareket ediyor, yoksa iktidarın emir kulu mu?.
    Polisin o gün nereleri basacağını polisten evvel devlet televizyonunun bilmesini neye bağlıyorsunuz mesela..
    Çok kritik bir Ordu mensubunun evi basılır, güya çok önemli belgeler ele geçirilirken, savcılara haber verilmeyişi, polisin eve gelip yalnız başına 3 saat çalışması ve bilgisayarı yedekleme yapmadan alıp gitmesi tesadüf mü?.
    İçinden çeşitli silahlar çıkan kazı yapılırken, polisin tüm özel yayın kurumlarına engel olup, sadece TRT kameramanı eşliğinde çalışması hep masum tesadüf, ya da talihsizlikler mi?.
    Ordu'dan şüpheyi pompalayan satılık kalemler, hem de bu kadar temel yanlışı yapan polisi niye eleştirmiyorlar sizce?.
    Geçen gün, bulunan silahlarla ilgili, 1965 yılında askeri okulda bize verdikleri dersi özetledim. İşgal altındaki ülkede, işgalcilerle gerilla savaşı yapmak için, barışta gömülen, saklanan silahları anlattım.
    Bir emekli General dedi ki..
    "Yazdıkların doğru.. Bak sana söylüyorum. Bugün bulunan tüm silah ve cephanenin devlete kayıtlı olduğunu asker de, polis de biliyor. Asker görev bilinci içinde sırlarını açıklamaz. Susuyor. Polis bunu biliyor ve kullanıyor.. Asker hızla yıpranıyor.."
    Ergenekon adı altında kopan tüm gürültünün baş hedefi, Atatürkçüler ve de özellikle Atatürk'ün ordusu..
    İşte onun için diyorum..
    Gün susma, sinme, geri adım atma, "Hele bir bekleyelim" deme günü değil..
    Onlar organize.. "Fet" diyorum, yüzlerce küfür, tehdit maili yağıyor. Bir yerden işaret almış gibi..
    Bütün gazete yöneticileri, bütün köşe yazarları bu baskının altında..
    Atatürk'e söven yazılar son günlerde nasıl azdı, nasıl yoğunlaştı?..
    Çünkü onlara da alkış yağıyor her sövmelerinde, ayni merkezlerden.. Coşuyorlar.
    Atatürk Cumhuriyetçileri..
    Atatürk'ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençler..
    Korkmayın.. Sinmeyin.. Susmayın.. Bilgisayarlar kilitlensin haykırmanızla..
    Atatürk'ün kurumları, onlara sahiplendiğinizi görsün, hissetsin, yaşasınlar..
    Bu ülke bizim.. Bu cumhuriyet bizim.. Atatürk bizim..
    Biz yaşadıkça.. Korkmadıkça, sinmedikçe, palavraya pabuç bırakmadıkça..
    May 20

    Gençler!

    Can DündarAda

    "Ülkem batar, ben yırtarım.."

    ‘Gencim, milliyetçiyim, milletten şikâyetçiyim’

    Ankara Genç İşadamları Derneği bir “gençlik araştırması” yaptırdı.
    Sonuçlardan çıkan manzara şu:
    Gençlerin kafası karışık...
    *   *   *
    Ailelerinden dayak yiyorlar.
    “Kendine kimi örnek alıyorsun?” diye sorunca, “Anne babamı” diyorlar.
    *   *   *
    Sigara ve içki içiyorlar.
    En çok askere ve dine güveniyorlar.
    *   *   *
    Siyaseti takip etmiyorlar.
    Ama “Siyasi yelpazedeki yeriniz?” diye sorunca, ağırlıkla “Milliyetçi-muhafazakâr” seçeneğini işaretliyorlar.
    Yurtlarını çok seviyorlar yani...
    Aynı gençler, “Yurtdışında yaşamak ister misiniz?” sorusuna yüzde 80 oranında “Evet” diye kafa sallıyorlar.
    Yurdun en çok dışını seviyorlar.
    *   *   *
    “Türkiye AB’ye girsin mi”ye “Hayır” cevabı veriyorlar.
    Yani?
    “Ülkem dursun, ben gireyim” diyorlar.
    *   *   *
    “Milliyetçi gençler”, gazete okumuyor; televizyonda da sadece eğlence programı izliyorlar.
    Polat gibi şekil yapmak, Koç gibi para kazanmak, Acun gibi sahillerde “sabaha kadar eğlence”ye dalmak istiyorlar.
    *   *   *
    Çoğu Türkiye’nin geleceğinden umutsuz...
    Kendi geleceklerinden ise umutlular.
    Yani?
    “Ülkem batar, ben yırtarım” sanıyorlar.
    *   *   *
    “Ülkem varsa ben de varım”, “Ülkem batarsa ben de batarım”, hatta “Ülkemi batmaktan ancak ben kurtarırım” diyen kuşakları birbirine kırdırıp darağaçlarında, cezaevlerinde yok ettiler.
    “Kitap günah, örgütlenmek yasak, siyaset tuzak” diye diye, dayağı, magazini, içi kof bir milliyetçiliği vere vere, her koyunun kendi bacağından asıldığını söyleye söyleye, “Okumadan da yırtmak mümkün”ü işleye işleye, siyasete aklı ermeyen, gözü dışarıda, “Polatist” umutsuzlar yarattılar.
    *   *   *
    Madem manzara böyle, ben de gençlerin yurtdışında yırtmış idollerinden Mert İçgören’in, gençler arasında pek yayılmış şarkılarından biriyle kutlayayım, yeni kuşağın Gençlik ve Spor Bayramı’nı:
    “Üç gün üç gece/ Bodrum’da eğlence/
    Yanımda Ceylan, Merve ve Ece/
    Teker teker ya da hep birlikte/
    Üç gün üç gece, sabaha kadar eğlence.../
    Kızı uçağa koydum/ iki tane kız buldum/
    İyice yağladım, sonra güneşe koydum/
    İki saat beklettim, çıkarıp soydum/
    İkisini de yedim, ohhh doydum.”
    *   *   *
    Bayramınız afiyetli olsun!

    May 09

    vasiyet

    Güneri CıvaoğluBugün

    Deniz Gezmiş’in ‘bilim’ vasiyeti

    Deniz Gezmiş’in idam sabahında yazdırdığı mektup ilginçtir.
    Özellikle son satırları:
    “........ Kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et, onun bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da insanlığa hizmettir.
    Son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım.”
    Bu mektubu, Ankara Hukuk’tan arkadaşım, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek’in başyazarı olduğu Aydınlık dergisinden yansıttım.
    Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamlarının üzerinden 36 yıl geçti.
    “Darağacında 3 fidan” bağlamında hep Deniz’in “devrimci” boyutu ve söylemleri yazılmış, konuşulmuştur. İdam sabahı yazdırdığı mektupta “bilimi” hem de 3 kez vurgulamış olması bilerek ya da bilmeyerek görmezden gelinmiş.
    Oysa...
    Günümüze kadar uzanan örgütlü şiddet ve kan kültürü etkisindeki gençlere Deniz Gezmiş çok farklı mesaj vermiş:
    “Bilimle uğraşmak da insanlığa hizmettir.”
    18 yaşında daha fakültenin ilk sınıfında ele silah alıp vatan kurtarmaya soyunmak, elbette heyecan verici ama sonu hep acıyla noktalanan, gencecik insanlarımıza yazık edilen bir tuzak.
    Deniz Gezmiş, kardeşine “Beni takip et. Devrimci ol. Bu uğurda gözünü kırpmadan ölüme git” diye yazmamış.
    “Kendini bilime ada” demiş. Deniz’in mangal gibi yüreğinin sıcaklığı, bugünün gençlerini de kardeş sevgisiyle kucaklar.
    Bugünün de maceraya itilen gençleri, Deniz Gezmiş’in son satırlarında kendilerine verilen mesajı algılamalıdır.
    Her sorunu bilinçle, bilgiyle, demokrasiyle aşacağız.


    UĞUR MUMCU VE DOĞU PERİNÇEK
    Aydınlık’ın “Deniz Gezmiş’i kapak yaptığı” son sayısında anılara yolculuk yaptım.
    O zamanlar Ankara Hukuk’ta Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek İdare Hukuku asistanıydılar.
    3 genç çok yakın arkadaştı.
    Anayasa Mahkemesi Başkanı Lütfü Ömerbaş’ın oğlu sınıf arkadaşım Selçuk Ömerbaş, Doğu ve Uğur.
    O yıllarda ben de bir yandan gazetecilik yaparken, Ankara Hukuk’ta okuduğum için biliyorum.
    hukuk değil, hep gazeteci olmayı konuşurlardı.
    Aradan yıllar geçti.
    O üçten ikisi akademik kariyeri bıraktılar. Gazeteci oldular.
    Uğur Mumcu’nun tek mesleği gazetecilikti.
    Doğu Perinçek parti lideridir, Deniz Gezmiş’in vekâlet verdiği avukattır ama nabzı gazetecilik için atar. Son Aydınlık’ta Uğur Mumcu ile  Doğu Perinçek’in birlikte çekilmiş bir fotoğrafı var.
    Bakın genç Uğur Mumcu’yu ve Doğu Perinçek’i sadece fotoğraf olarak görseydiniz tanıyabilir miydiniz?

    KRALİÇE İÇİN SMOKİN
    Cumhurbaşkanı seçildiği gün bile Abdullah Gül frak giymedi.
    Onu smokinle de görmedik.
    Başbakan R.T. Erdoğan da ne smokin, ne frak giyer...
    İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in Türkiye ziyareti nedeniyle davetlerde frak giyilmesi gerekiyor. Majestenin protokol kuralları katı...
    Gazeteler önce bu zorunluğa karşı bir formül arandığını yazdılar.
    Sonra da formülün bulunduğunu, Gül’ün smokin giymesi için İngiltere ile bir protokol uzlaşması sağlandığını okuduk.
    Merak ettim.
    “Neden bu frak ve smokin alerjisi?..”
    “Bunu bilse bilse Ahmet Hakan bilir” diye düşündüm.
    Hürriyet’in 60. yıldönümü davetinde ona sordum.
    Cevabı şöyle:
    “İslamda böyle bir kesin kural yok ama silindir şapka, fötr şapka, smokin, frak hoş karşılanmaz. İran’da kravata bile iyi gözle bakılmaz. Kesin bir kural yok ama genel bakış böyle...”
    Çoğu insanımızın bu sorunun cevabıyla ilgili olduğunu sohbetlerden biliyorum.
    Ahmet Hakan’ın cevabını yansıttım.
    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün smokin giymesi sanıyorum bu anlamsız tavrın da aşılması için örnek oluşturabilir.

    April 17

    301. MADDE

     

    301. MADDE
      Sürekli bahsedilen 301. madde nedir?

    "Türklüğü, cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni alenen aşağılayan kişi, 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini, devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teskilatını alenen aşağılayan kişi, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandası tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır. Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz."

    Bu maddeyi kriz haline getiren ise; Savcıların, hangi söz veya eylemin eleştiri kapsamında olduğunu, hangilerinin aşağılama anlamını taşıdığını belirleyerek, söz konusu maddeye göre dava açması. Yani eleştiri sınırı savcının dünya görüşüne göre oynak bir zeminde bulunuyor.