Ali's profileHUMANİST'S SPACE PhotosBlogListsMore Tools Help

HUMANİST'S SPACE

SAYFAMA HOŞ GELDİNİZ!

Ali DEMİR

Occupation
Location
Interests

Onlıne kişiler

counter
Loading...
Loading...

Moon Clock

Loading...
Tüm öğrencilerin dikkatine!
Bakmadan geçmeyiniz!

DÖVİZ KURLARI

Loading...

Custom HTML

 Rodrigo
 
Myspace Scroller
Get a scroller sign at Myspacehive.com
SEL!_  
Photo 1 of 34
February 25

ÖSS

ÖSYM Başkanı iki aşamalı ÖSS'yi anlattı

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, 2010 yılından itibaren uygulamaya konulacak iki aşamalı üniversiteye giriş sınavının birinci basamağının mevcut sistemdeki ilk dört testin soru sayısının biraz daha artmış, ikinci basamağının da eskiden uygulanan iki basamaklı sistemin gelişmiş hali olduğunu belirtti.

Yarımağan, YÖK’ün kararıyla gelecek yıldan itibaren uygulanmaya başlayacak yeni sisteminin ana hatlarını AA muhabirine anlattı.

Yeni sistemin iki aşamadan oluştuğunu, ikinci aşamada yabancı dil dahil toplam beş ayrı sınav uygulanacağını ifade eden Yarımağan, birinci aşamanın Nisan başlarında, ikinci aşamanın da Haziran sonlarında iki hafta sonu cumartesi-pazar günleri gerçekleştirilmesinin planlandığını bildirdi. Yarımağan, "Yeni sistem, eskiden uygulanan iki basamaklı sınava dönüş değil ama eskinin tam gelişmiş hali denilebilir" dedi.

Üniversiteye girişte 1999’da geçilen sistemin olumsuz etkileri olduğunu belirten Yarımağan, ÖSS’de ortak derslerin okutulduğu 9. sınıftan sonra soru yöneltilmediği için öğrencilerin bu sınıftan sonraki sınıfların derslerine ilgi göstermediğini belirtti. Dolayısıyla öğrencilerin üniversiteye "yetersiz"
geldiklerini kaydeden Yarımağan, şöyle konuştu:

"Mesela Matematik’ten, Fizik’ten, Kimya’dan 9. sınıf sonrasından hiç soru sormuyorduk. Sormadığımız için de öğrenci o konuları sınıfını geçecek kadar çalışıyordu, çok fazla kendini vermiyordu. Hatta şöyle olumsuz durumlarla ilgili bize bilgi geliyordu: Bazı öğretmenler öğrenciye destek olmak için 11. sınıf
programındaki dersi anlatmıyor, (nasıl olsa bu konu üniversite sınavında sorulmuyor) diye 9. sınıf ve ilköğretimdeki konuları tekrar ediyor. Amaç, daha çok sayıda öğrenci üniversite sınavını kazansın, hem öğrenci avantajlı çıksın hem de okul daha çok öğrenciyi üniversiteye soktuğu için avantajlı çıksın. Bu, çok olumsuz bir durumdu.

Bu nedenle 2006’da biz bu olumsuz durumu kısmen düzeltmek için sistemi değiştirerek, mümkün olduğunca lise müfredatını kapsayan sorular sormaya başladık. Tabii bunu yaparken seçmeli derslerden değil, zorunlu derslerden
sorular soruyoruz. Yalnız bu değişikliği yaparken 1999 öncesine, yani iki basamaklı sınava olduğu gibi dönmedik. Tek oturumda bunu gerçekleştiren bir model oluşturduk. Tek oturumda, yani şu anda uygulanan sistemde hem ortak müfredata dayalı sorular hem de lisenin son yıllarında okutulan zorunlu alan derslerine dayalı sorular soruyoruz. Bu değişiklik, sistemin getirdiği eski olumsuzlukların bir kısmını düzeltti. Öğrenci artık 9 ve 10. sınıftaki Matematik, Fizik, Kimya, Sosyoloji, Psikoloji gibi derslere önem veriyor."

Yarımağan, mevcut sistemin de bazı olumsuzlukları bulunduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Tek oturumda, 195 dakika süre vererek, bu süre içinde öğrenciden çok şey istiyoruz. Bu süre içinde 10-15 dersteki bilgisini bize aktarmasını bekliyoruz. Bu, ölçme açısından çok sağlıklı bir ortam değil. Öğrenci örneğin 15 dakika Coğrafya, 20 dakika Tarih, 10 dakika Sosyoloji, 10 dakika Kimya sorusu cevaplayacak. Birbiriyle çok da ilişkili olmayan sorulara cevap verecek. Üstelik bazı derslerden öğrencinin bilgisini tam ölçmek de mümkün olmuyor. Mesela Sosyoloji’den 3, Coğrafya’dan 8-10 soru soruyoruz. 3-5 ya da 8-10 soruyla
öğrencinin belirli derslerdeki bilgilerini ölçmek çok da sağlıklı olmuyor.

Mevcut sistemin olumsuzlukları, kısa sürede birbiriyle çok da ilgili olmayan derslerden ölçme yapılması, ders düzeyindeki soru sayıları çok az olduğu için ders düzeyinde ölçümlerin çok sağlıklı olmaması, puanlar hesaplanırken ders düzeyinde değil ders grubu düzeyinde hesaplama yapılması... Mesela biz şu anda
Fen puanı hesaplıyoruz. Fen puanının içinde Fizik, Kimya, Biyoloji ayrımı yapmıyoruz. Oysa yerleştirme sırasında üniversitelerdeki bazı programlar için belki Fizik, Kimya, Biyoloji, Tarih, Coğrafya’yı ayrı ayrı ölçmekte yarar var.

Ayrıca mevcut sistemde tüm sorular çoktan seçmeli. Tüm soruların çoktan seçmeli olmasının eğitim üzerinde olumsuz etkisi var. Öğrencinin belli yetenekleri gelişmiyor. Bütün bunları dikkate alarak yeni bir model geliştirdik."

"ÖLÇME-DEĞERLENDİRME AÇISINDAN DAHA SAĞLIKLI BİR SİSTEM"


Yarımağan, yeni sistemde "soru türlerinin değiştirilmediğini, tüm soruların yine çoktan seçmeli test şeklinde olmaya devam edeceğini ancak ders düzeyinde ve o dersten daha çok soru yöneltilerek bir ölçme yapılacağını"
vurguladı.

Yarımağan, "Öğrenciler bir sınavda birbiriyle ilgisiz konulardan değil, birbiriyle ilgili birkaç dersten sorulara cevap verecek. Ölçmeyi eşit sürelerde yaparak, ders puanlarının karşılaştırılabilir puanlar olmasını sağlayacağız. Yani, ölçme değerlendirme açısından daha sağlıklı bir sistem oluşturuyoruz.

İleriye dönük olarak da çoktan seçmeli test soruları dışındaki soru türlerinin sorulabileceği bir ortam yaratmaya, bunun altyapısını oluşturmaya çalışıyoruz" diye konuştu.

2010’da uygulanacak iki aşamalı sınavın ilk aşamasının "mevcut sistemdeki ilk dört testin soru sayılarının biraz artmış hali" olduğunu belirten Yarımağan, soru sayısının ne kadar artacağına ilişkin kararın henüz verilmediğini
ifade etti. Yarımağan, "Şu anda uygulanan ÖSS’de ilk testlerde 30’ardan toplam 120 soru soruyoruz. 120 sorunun üstüne ikinci testler soruluyor ve öğrenci toplam 180 soru yanıtlıyor, 195 dakika da süre veriliyor. Yeni sistemde soru sayısı 160-180 dolaylarına çıkabilir. Verilen süre artmayacak, muhtemelen 3 saat olacak" dedi.

Yarımağan, birinci aşamanın sonunda adaylar için sözel, sayısal ve eşit ağırlıklı olmak üzere üç puan türü hesaplanacağını ancak bu puanların aralıklarının ne olacağının henüz belirlenmediğini bildirdi. Birinci aşamadaki puanlarla meslek yüksekokulları ve açıköğretime girilebileceğini ifade eden Yarımağan, ayrıca bazı lisans programlarına da bu puanlarla girilebilmesine yönelik düşünceleri olduğunu söyledi.

İKİNCİ AŞAMA NASIL YAPILACAK?

Birinci aşamada başarılı adayların ikinci aşamaya başvurma hakkı kazanacağını kaydeden Yarımağan, ikinci aşamada dört ana alanda sınav yapılacağını, yabancı dil sınavının da ayrıca gerçekleştirileceğini ifade etti.

Yarımağan, ikinci aşamadaki dört sınavın nasıl yapılacağını şöyle anlattı:


"Aslında bu sınavlar, bugünkü mevcut sistemde iki numaralı testlere karşılık geliyor. Matematik-Geometri, Fen Bilimleri (Fizik-Kimya-Biyoloji), Edebiyat-Coğrafya ve Sosyal Bilimler (Tarih-Coğrafya ve Felsefe grubu) sınavları var. Aday, bu dört sınavdan hangilerine gireceğini bize başvurarak, bildirecek.

Normal koşullarda adaylar bu sınavlardan ikisine girecekler. Ortaöğretimde bitirdikleri alana ve gitmek istedikleri bölüme bağlı olarak, bu sınavlardan ikisine girmeleri yeterli olacak. Örneğin Fen-Mühendislik alanındaki programlara gitmek isteyen adaylar, örneğin Matematik ve Fizik-Kimya-Biyoloji sınavına girecek. Buna karşılık İktisat-İşletme grubundaki programlara gitmek isteyenler ikinci aşamada Matematik-Geometri sınavıyla Edebiyat-Coğrafya sınavına girecek. Sosyal Bilimler alanındaki programlara gitmek isteyen adaylar ikinci
aşamada Edebiyat-Coğrafya sınavı ile Sosyal Bilimler sınavına girecek. Yani adayların çok büyük çoğunluğu iki sınava katılacak. Yabancı dil puanıyla öğrenci alan programlara gitmek isteyen adaylar ise sadece yabancı dil sınavına girecek.

Yabancı dil sınavına gireceklerin diğer dört sınavın hiçbirine girmelerine gerek yok. Ama aday birden çok gruptaki programlara gitmek, mesela hem Fen-Mühendislik programlarından hem de İşletme-İktisattan tercih yapmak istiyorsa o zaman dört sınavın üçüne girecek. Bir aday isterse bu beş sınavın beşine de girebilir. Ama bu çok istisnai bir durum olur. Bence adayların yüzde 99’u iki sınava, küçük bir kısmı üç sınava girecek. Dört ve beş sınava giren sayısı istisna olur."

ÖLÇME NASIL YAPILACAK?

Yarımağan, yeni sistemde "ölçme-değerlendirmenin" bugünkü sistemden farklı yapılacağını bildirdi. Öğrencinin başarısının "ders düzeyinde" ölçüleceğini ifade eden Yarımağan, yeni sistemin en önemli özelliklerinden
birinin bu olduğunu bildirerek, şunları kaydetti:

"İkinci aşamadaki sınavlarda mesela bir Fen puanı, Sayısal, Sözel ya da Eşit Ağırlıklı puan olmayacak. Aday hangi sınava girmişse o sınavdaki tüm derslerin puanı hesaplanacak. Mesela bir Fizik, bir Kimya, bir Biyoloji puanı olacak.

Düşündüğümüz başka bir şey, soru kitapçıklarını da derslere göre ayırmak ve süreleri buna göre sınırlamak. Yani öğrenciye ’Al sana 180 dakika, Fizik, Kimya, Biyoloji sorularını bu sürede cevapla’ demeyeceğiz. Sınavda adaylara Fizik sorularını vereceğiz belli bir süre sonra alıp, Kimya sorularını, ardından diğer dersin sorularını vereceğiz. Bu durumda bütün adaylar mesela Fizik sorularını aynı sürede cevaplayacak. Dolayısıyla Fizik notları, eşit sürelerde cevaplanacağı için birbiriyle karşılaştırılabilir notlar olacak. Şimdi mevcut sistemde öğrencinin Fizik notlarını hatta Fen puanlarını birbiriyle karşılaştırdığımızda, bazı şüpheler var. Çünkü mevcut sistemde Fen sorularını cevaplamak için bir aday yarım saat harcıyor, diğer bir aday bir saat harcıyor. Yarım saat ve bir saat gibi farklı sürelerde cevaplanan soruların sonuçlarını birbiriyle karşılaştırdığınızda bu eşitsizlik oluşturuyor. Yeni sistemde ölçmenin daha sağlıklı olmasını sağlayacağız. Zaten gerek lisede, gerekse üniversitedeki tüm sınavlarda bu şekilde yapılıyor. Öğrenci hiçbir zaman lisede Fizik ve Kimya sınavına birlikte girmiyor. Üniversitede de böyle."

HESAPLAMA

Adayların yerleştirme puanları hesaplanırken hem ilk aşamadaki sınavda hem de ikinci aşamada katıldığı sınavlardaki başarıların dikkate alınacağını vurgulayan Yarımağan, birinci aşamadaki sınavın etkisinin ne kadar olacağının henüz belirlenmediğini bildirdi. Yarımağan, hesaplamada izlenecek yolu şöyle aktardı:


"Örneğin Fen-Mühendislik programlarına girerken kullanılacak olan puanlar için birinci aşama artı ikinci aşamadaki Matematik-Geometri ve Fizik-Kimya-Biyoloji sınavı... Dolayısıyla aday toplam üç sınava girmiş olacak.
Bu üç sınavın sonuçları hesaplama yapılırken birbirine yakın oranlarda kullanılacak. Üç sınavın içinde tabii alt testler var. Mesela birinci sınavda Türkçe, Fen testleri vardı, ikincisinde Matematik, Geometri, Fizik, Kimya, Biyoloji. Bunların hepsini kullanarak çok sayıda puanlar oluşturacağız. Örneğin sayısal grup için bir tek puan olmayacak. Bugünkü sistemde sayısal için tek bir puan var ve bu puan hem tıp fakültesi hem hemşirelik hem eczacılık hem fizik mühendisliği hem bilgisayar mühendisliği hem astronomi hem makina mühendisliği,
hem ziraat mühendisliği gibi birbiriyle benzer olmayan programların hepsi için
kullanılıyor.

Yeni sistemde farklı puan türleri oluşturarak her puan türü için o puan türünün gerektirdiği bilgilerden oluşturulmuş bir sistem geliştireceğiz. Mesela tıp fakültesi için eğer Kimya ve Biyoloji bilgisi daha önemliyse tıp fakülteleri için bu derslerin ağırlığını biraz arttıracağız, tıp fakülteleri öğrenci alırken bu derslerin ağırlıklı olarak hesaplandığı puan türünü kullanacak. Makina mühendisliğine girerken Matematik ve Fizik’in ağırlığının daha çok hesaplandığı puan türleri kullanılacak. Bir tane sayısal puan yerine belki adı sayısal da
olmayan örneğin 5-6 veya 8-10 tane çeşitlendirilmiş puan türü olacak. Yani ana puan türleri kendi içlerinde çeşitlendirilecek."

Yarımağan, üniversitelerdeki hangi programların, hangi derslerin ağırlıklı olduğu puan türlerini kullanacaklarının fakültelerin de görüşü alınarak belirleneceğini ifade etti.                                 ALİ DEMİR

 

February 07

YENİ ÖSS

ÖSS/2010

2009'da ÖSS sisteminde değişiklik yapmayan YÖK, 2010'da 2 aşamalı ve 6 sınavlı bir modele geçme kararı aldı..
YÖK Genel Kurulu 2010 yılında ÖSS'de uygulanacak kararları açıkladı. Karara göre 2009 yılında ÖSS sisteminde bir değişiklik yapılmayacak. 2010'da ise üniversiteye giriş sistemi iki aşamalı ve altı oturumlu bir sınav şekline dönüştürüldü.  Buna göre 2010'da sınavın birinci aşaması Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS), ikinci aşama Lisans Yerleştirme Sınavları (LYS) olarak adlandırıldı. YGS'ye orta öğretimi başarıyla tamamlayan kişiler tabi tutulacak. Nisanda yapılacak bu sınav yükseköğretime geçiş için yeterliliği ölçecek. Öğrenciler sadece YGS puanı ile açık öğretim ve 2 yıllık ön lisans programlarına yerleştirilebilecek. YGS'den alınan asgari puan ile 4 yıllık lisans programlarına yerleştirilebilmek için girilmesi gereken LYS'ye hak kazanılacak. YGS'de basit düzeyde Türkçe, Temel Matematik, Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri alanlarında test usulü sınav yapılacak. Temmuz başındaki LYS'de uygulanacak 5 sınav ise şöyle: 1- Matematik, Geometri Sınavı (LYS1) 2- Fen Bilimler (Fizik, Kimya, Biyoloji) Sınavı (LYS2) 3- Türk Dili ve Edebiyatı, Coğrafya 1 Sınavı (LYS3) 4- Sosyal Bilimler (Tarih, Coğrafya 2, Felsefe Grubu) Sınavı (LYS4) 5- Yabancı Dil Sınavı (LYS5) LYS'ye giren öğrencilerin puanları Matematik-Fen (MF), Türkçe-Matematik (TM), Türkçe-Sosyal (TS) ve Yabancı Dil bölümlerinde hesaplanacak. YGS'deki Türkçe ve Matematik testleri de belli oranda LYS'yi etkileyecek. LYS, haziran ayında 2 hafta içinde 5 oturumda yapılacak.

BÖLÜM VE SINAV

*
MF bölümlerindeki programlara yerleşmek için LYS1 ve LYS2,

* TM bölümlerindeki programlar için LYS1- LYS3,

* TS bölümlerindeki programlar için LYS3-LYS4,

* Yabancı Dil programları için sadece LYS gerekecek. Öğrenciler kendilerine güvenmeleri halinde 5 LYS sınavına da girip tercih yapabilecek. Örneğin lisede TS bölümünden mezun olan bir öğrenci kendi alanında devam etmek isterse TS içindeki LYS3-LYS4 testlerine girecek. Bu öğrenci mühendislik isterse mühendislik MF grubunda yer aldığından LYS1 ve LYS2 sınavlarına da katılacak. Meslek lisesi öğrencileri ilgi alanlarına göre TS, TM, MF testlerine girecek. Bu öğrenciler kendi alanları dışında bir alan seçerse o alanın sınavlarına katılacak. Böylece yıllardır tartışılan farklı katsayı uygulaması da ortadan kalkmış olacak.
                           ALİ DEMİR 

ÖSS

YENİ ÖSS

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, 2010'da geçilecek yeni üniversiteye giriş sistemi ile ilgili, "Aynı derslerden aynı biçimde sorular sorulacak. Hiçbir ek konu yok. Soru sayısı biraz fazla olacak. Yeni sistem öğrencinin lehine." dedi.

'Sınav sistemi değişti, meslek liseliler istedikleri yere girecekler.' şeklindeki değerlendirmenin ise doğru olmadığını söyleyen Yarımağan, "Meslek liseliler için beklentiler çok ileri gitmemeli." diye konuştu. Yarımağan, yeni sistem ile açık uçlu sorular ile sınav yapmanın alt yapısının da oluşturulduğunu aktardı.

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, CİHAN'a 2010 yılında uygulamaya konacak üniversiteye giriş sistemi ile ilgili açıklamalarda bulundu. Mevcut sistemde iki aşamanın tek bir oturumda gerçekleştiğini hatırlatan Yarımağan, bunun bazı sakıncaları da beraberinde getirdiğine dikkat çekti. Yarımağan, "Öğrenci, 3 saatlik sürede 180 soruya cevap veriyor, ama bu sorular 10-15 ders ile ilgili. Örneğin; öğrenci 10 dakika Tarih, 15 dakika Coğrafya, arkasından 5 dakika Felsefe, biraz Fizik, Kimya, Biyoloji, Psikoloji, Sosyoloji düşünüyor. Bu durum ise ölçme açısından sağlıklı değil." dedi.

Yeni sınavın bu noktada kolaylık getireceğini kaydeden Yarımağan, "Çocuk bilecek ki, bu sınavda sadece Matematik ve Geometri sorularına yanıt verecek. Kendini bu psikolojiye hazırlayacak." diye konuştu.

SORU SAYISI ARTIRILARAK, ÖĞRENCİNİN DERS DÜZEYİNDEKİ BAŞARILARI BELİRLENECEK

Mevcut sistemdeki olumsuzlukların bir diğerini ise ders gruplarının başarısını ölçmek olarak açıklayan Yarımağan, "Hiçbir zaman Fizik, Kimya, Biyoloji başarısını ayrı ayrı ölçmüyoruz. Fizik ve Biyoloji başarılarını aynı kefeye koyuyoruz. Oysa bazı programlar için fizik başarısı daha önemlidir, bazı programlar için Biyoloji başarısı." ifadesini kullandı.

Yarımağan şunları dile getirdi: "Bugünkü sistemde SAY 2 puanı; tıpta, hemşirelikte, matemeatik- fizik- biyoloji bölümünde kullanılıyor. Oysa bu programlar için gerekli olan bilgi ve yetenek birbirinden oldukça farklı olabilir. Örneğin bilgisayar mühendisliğine giden öğrencilerin Kimya, Biyoloji bilgilerinden çok, belki Fizik bilgileri, Mantık bilgileri artı dil bilgileri önemlidir. Tıpa giden öğrenci için Biyoloji ve Kimya bilgileri ön planda olabilir. Biz bu gün aynı ölçüyü kullanırken, yeni sistemde bu programlara giderken farklı ölçüler kullanacağız. Yani puan türünü çok artıracağız. Puanları hesaplarken de ders başarılarını kullanacağız. Örneğin belli bir puan türünde fiziğin ağırlığı yüzde 20 olacak, Kimyanın ağırlığı yüzde 10 olacak. Bir başka puan türünde ise tersine Biyolojinin ağırlığı fazla olacak, Matematiğin ağırlığı biraz daha az olacak. Her yükseköğretim programının ihtiyacı için veya her yükseköğretim programı grupları için farklı puan türleri tanımlayarak, öğrencilerin seçme ve yerleştirme işlemlerinin daha sağlıklı olarak yapılmasını sağlamaya çalışacağız."

"AYNI DERSLERDEN AYNI BİÇİMDE SORULAR SORULACAK"

Öğrencilerin hazırlanması açısından mevcut sistem ile yeni sistem arasında hiçbir fark bulunmadığını aktaran Yarımağan, "Öğrenci hangi alanlardaki programa gitmek istiyorsa, onunla ilgili derslerini iyi öğrenecek. Yani Fen mühendisliğe gitmek istiyorsa; Matematik ve Fen dersleri ağırlıklı olarak değerlendirilecek." şeklinde konuştu.

Yarımağan, şunları dile getirdi: "Aynı derslerden aynı biçimde sorular sorulacak. Hiçbir ek konu yok. Sadece mesela, MAT 2 testi, bir sınavdaydı; biz onu oradan çıkardık. MAT 2 Testini ayrı bir sınav yaptık. Öğrneğin Haziran'da öğrenciler bugünkü MAT 2 testi yerine ayrı bir sınava girecekler. Lise müfredatında olan sorular sorulacak. Soru sayısı biraz fazla olacak. Öğrenciye de 2 puan hesaplıyoruz. Bir Matemetak bir Geomerti puanı hesaplayacağız. Bugünkü sistemde ise Matematik ve Geometriyi karıştırıp, tek bir puan olarak hesaplıyorduk. Niye böyle bir ayrışmaya gittik? Belki Mimarlık fakültesine girerken; Geometri Matematiğe göre daha önemli. Mimarlık ve benzeri programlara girerken kullanılan puan türünde, Geometrinin ağırlığı daha fazla."

"VELİLERDEN ŞİKYET GELDİ AMA HİÇBİR ŞEY ALT ÜST OLMUYOR"

Yeni sistemin açıklanmasının ardından bazı velilerden, 'Çocuğum bir buçuk yıl sonra sınava girecek. Bugünkü sisteme göre hazırlığımızı yapmıştık. Her şey alt -üst oldu.' şeklinde yakınmalar geldiğini aktaran Yarımağan, "Hiçbir şey alt - üst olmuyor." dedi.

Öğrencinin alan seçmesinde ya da hazırlanmasında hiçbir fark olmadığını aktaran Yarımağan, "Tek fark öğrenci tek sınav yerine, ayrı zamanlarda üç sınava girecek. Daha rahat bir ortamda, daha çok soru cevaplayacak. Bunun öğrencinin lehine olduğunu düşünüyorum." ifadesini kullandı.

"MESLEK LİSELİLER İÇİN BEKLENTİNİN ÇOK İLERİ GİTMEMESİ LAZIM"

"Beklentilerin büyük olmasından kuşku duyarım." diyen Yarımağan, 'sınav sistemi değişti, meslek liseliler istedikleri yere gidecekler biçimindeki' bir değerlendirmenin doğru olmadığını vurguladı.

Yarımağan, "Bir kere, bu ikinci sınavda (Lisansa Yerleştirme Sınavları) soracağımız gerek matematik, gerek fen, gerekse sosyal bilimler soruları, öğrencileri lisans programlarına hazırlayan, genel lisenin müfredatına dayalı olacak. Buradaki matematik testinde, meslek lisesinden mezun olan bir öğrencinin başarılı olma şansı çok yüksek değil. Ama, teknik liseden gelen... Bildiğim kadarıyla teknik liseler, lise fen koluyla eşit dersleri okuyorlar. Teknik liseden gelen bir öğrencinin Fen ve Matematik testlerinde başarılı olup, sınavdan iyi bir derece elde etmesi mümkün olabilir, ama örneğin endüstri meslek lisesinin belirli bir alanından gelen öğrencinin o düzeyde başarılı olma şansı yoktur. Meslek liseliler için beklentilerin çok ileri gitmemesi lazım. Tabii ki, çok başarılı meslek liseliler, önlerinde katsayı farklılığından doğan bir engel yok ise veya bu engel küçük ise... Ama bu engel hiç olmasa bile, yani katsayı eşit uygulansa bile, müfredat nedeniyle, okulun amacı nedeniyle meslek liselilerin lisans programlarına gitmesinde zaten zorluk var.

En çekindiğim konu şudur: Diyelim bir meslek liseli öğrenci, bir mühendislik programına gitmek için, matematik ve fen testlerine cevap vermesi lazım. Oysa liselerde okutulan matematik ve fen derslerinin tümünü o meslek lisesinde okumadıysa, bir kısmını eksik okuduysa, bu açığını gidermek için dershaneye giderse, dershaneye gitmesine rağmen başarılı olma ihtimali çok yüksek olmadığı için, hayal kırıklığına uğrayabilir. Zaten meslek lisesinin amacı öğrenciyi mühendisliğe hazırlamak değildir.

Eğitimini başından beri bütünlük içinde gören öğrenci ile böyle tamamlama eğitimi ile eksiklerini gidermeye çalışan öğrencinin durumu birbirinden farklı olur. Öbür öğrenci girişten itibaren belli bir bütünlük içinde. birbiri ile ilişkileri ile öğrendiği için, o bilgileri daha iyi hazmetmiştir. Eksiğini dershanede kısa sürede gidermeye çalışan öğrenci, aynı şansa sahip değildir. Sınav sistemi değişti herkes her istediği yere gidecek, şeklindeki beklenti, bence gerçeği yansıtmıyor. Ve öğrencilerde gerçekçi olmayan bir beklenti oluşturabilir. Ben bunu tehlikeli bulurum."

ORTAÖĞRETİM BAŞARISININ SINAV PUANINA NE TÜRLÜ KATILACAĞINA YÖK KARAR VERECEK

ÖSYM Başkanı Yarımağan, 0.3 ve 0.8 katsayıları ile ilgili ise, ortaöğretim başarısının bir şekilde yerleştirme puanına dahil edilmesi gerektiğini kaydetti.

Yarımağan, "Sınav puanı belirlendikten sonra, bunun üzerine, ortaöğretim başarı puanı bir türlü, belirli bir katsayı ile çarparak, eklenmesi lazım. Ama bu farklı katsayılar ile çarpılır, aynı katsayılar ile çarpılır, bugünkü katsayılar aynen korunur ya da değiştirilir... Yasa diyor ki, üniversiteye girişte ortaöğretim başarısı belirli bir biçimde dikkate alınır. Dolayısı ile katmak zorundayız. Yasa değişitirilmediği sürece katılması gerekli. Ama nasıl katılacağı YÖK'ün yetkisinde. O konuyla ilgili bir karar ise alınmadı." dedi.

ÖĞRENCİLERİN YÜZDE 99'U SINAVLARIN İKİSİNE VEYA BİRİNE GİRECEK

Mevcut sistemde öğrencilerin istedikleri alandaki testleri cevaplayabildiklerini hatırlatan Yarımağan, şunları söyledi: "Ama bunun üzerine ortaöğretim başarı puanı düşük bir katsayı ile eklendiği için, şansı çok düşük oluyor. Bugünkü sistemde de isteyen aday MAT 2 testini, isteyen aday FEN 2 testini cevaplıyor. Yeni sistemde de 5 sınav. Bu sınavın saatlerini ayrı ayrı günlere koyacağız. Normal koşullarda, öğrencilerin yüzde 99 u bu sınavların ikisine veya birine girecek. Sadece yabancı dil puanı ile öğrenci alan programlara gitmek isteyen birine girecek. Büyük kısmı ikisine girecek. Ama içlerinden üçüne girenler az miktarda olabilir. Veya kendini denemek isteyen, değişik düşüncesi olup ta beş sınavın beşine de girmek isteyen çok az sayıda öğrenci olabilir. Ben bunları istisna olarak değerlendiriyorum."

BU SİSTEMDE DERSHANEYE İLGİ ARTMAZ YA DA EKSİLMEZ

Sınav sayılarının artmasının dershaneye ilgiyi artıracağı anlamına gelmeyeceğini söyleyen Yarımağan, "Bugünkü sistemde 10 fizik sorusu soruyarsak, yeni sistemde belki 40 fizik soru soracağız. 10 fizik sorusu yerine 40 fizik sorusu soracağız diye, öğrencinin dört katı fazla çalışmasına gerek yok. Sınavlar iki ay içinde yapılacak. Mesela ilk sınava Nisan ayında, ikinci sınava Haziran'ın 20'sinde ve 25'inde girecek. Ortaöğretimde yapıldığı gibi, lise 1, lise 2, lise 3'te bir sınav, liseyi bitirdikten sonra bir sınav yaparsanız, öğrenci dört yıl dershaneye gitme ihtiyacı duyabilir. Biz bütün sınavları lise bitiminde yapıyoruz. Cevaplayacağınız soru sayısının artması, hazırlanma sürecinde değişiklik yapmanız anlamına gelmez. 3 soru için 3 saat çalışıyorsanız, 6 soruya cevap vermek için 6 saat çalışmazsınız, yine 3 saat çalışırsınız. Dolayısı ile bu sistemin dershaneye olan ihtiyacı artırması ya da eksilmesi gündemde olmamalı." şeklinde konuştu.

"AÇIK UÇLU SORULARLA SINAV YAPMANIN ALT YAPISI OLUŞTURULUYOR"

Yarımağan, yeni sistem ile açık uçlu sorular ile sınav yapmanın alt yapısının oluşturulduğun aktardı.

"Bu sistemin ikinci çıkış noktası, hemen olmasa bile birkaç yıl sonra açık uçlu sorularla sınav yapmanın alt yapısını oluşturalım." diyen Yarımağan, "1.5 milyon kişinin girdiği bir sınavda, açık uçlu soru sormak mümkün değil. Ama sınavları birbirinden ayırdığımızda, bizim beklentimiz, Matematik sınavına yaklaşık 500 bin kişi girecek, Fen sınavına 300 bin kişi girecek. 300 bin kişiye yaptığımız bir sınavda, açık uçlu soru sorabiliriz. Kısa cevaplı, açık uçlu sorular sorabiliriz." şeklinde konuştu.

Dünyada bütün sınavlarını çoktan seçmeli test usulü ile yapan tek ülkenin Türkiye olduğunu kaydeden Yarımağan; bu nedenle öğrencinin sentez yeteneğinin hiç gelişmediğini, analiz yeteneğinin ise kısmen geliştiğini belirtti. Yarımağan, "Dolayısı ile öğrenci üniversiteye yetersiz gidiyor." dedi.

Açık uçlu sorularda, öğrenciden nasıl düşünüp, hangi işlemi yapıp, hangi sonucu bulduğunu yazmasının beklendiğini aktaran Yarımağan, değerlendirmenin de objektif bir biçimde yapılabildiğini söyledi.

Yarımağan şöyle devam etti: "Örneğin, biz bugün test sorularında 'şu koşullarda şu kadar parayı bankaya yatırırsanız, üç ay sonra ne kadar faiz elde edersiniz' diyoruz. Altına da şık olarak yazıyoruz: 200 lira, 300 lira, 500 lira. Açık uçlu olduğunda, buna benzer küçük bir soru yine sorulabilir ama altına şıklar yazılmaz. Öğrenciden şu beklenir: Aylık faiz şu kadar olduğu için, bir yıl içinde şu kadar faiz getirir. İkinci yıl da şu kadar faiz getirir. Bunun toplamı da şudur. Yani, belki üç satır ile cevap verecektir. Bunun değerlendirmesinde de öğretmenler için talimat hazırlanıyor. Şu ara sonucu yazana bir puan, şu ara sonucu yazana iki puan, ana sonucu yazana da 3 puan. Toplam sorunun cevabı 5 puan. Kime 5 puan, kime 2 puan, kime 3 puan verileceği kesin kes belli. Şu savaşın sonunda kimler arasında hangi anlaşma yapılmıştır diyorsunuz. Bir hangi devletler arasında yapıldığını yazmasını istiyorsunuz, bir tarihini istiyorsunuz, bir de belki onun ile ilgili bir sonuç istiyorsunuz. Öğrenciden beklediğiniz üç bilgi vardır. O üç bilginin her birinin değerinin ne olduğu da bellidir. Değerlendirme talimatlarını yazarak, öğretmenlere dağıtıyorsunuz. Bu şekilde bir öğrencinin kağıdını iki öğretmene okutuyorsunuz, tabi kimlikleri gizli. Onlardan gelen sonuçlar birbiri ile tutarlı olursa o sonucu kabul ediyorsunuz. İki öğretmenden farklı sonuçlar gelirse, o zaman üçüncü bir öğretmen veya bir jüri tarafından okunuyor. Yani değerlendirme sağlıklı bir şekilde oluyor. Birkaç yıl sonra, bilemiyorum bundan sonraki yönetimler ne yönde karar alacaktır, ne şekilde gelişecektir, ama birkaç yıl sonra açık uçlu soruların da yer alacağı bir sisteme geçilebilir. Bu sistem, o alt yapıyı da kuruyor."

Açık uçlu sorulardan öğrencilerin korkmaması gerektiğini dile getiren Yarımağan, "Bugünkü sistemden çok farklı değil. ama bence olumlu etkileri olacaktır. Bütün sınavların hepisini de açık uçlu yapmak şart değil. Bazı sorular gene çoktan seçmeli olabilir. Ama her şeyin çoktan seçmeli olması, eğitim üzerinde olumsuz etki yapıyor. Biz bunları önlemek istiyoruz." dedi.

                             ALİ DEMİR

January 17

ÖSS

 
ÖSS’de sistem değişiyor

ÖSS’de katsayılar değişiyor

17 Ocak Cumartesi 2009

Yüz binlerce üniversite adayının dört gözle beklediği, ÖSS’ye yönelik yeni düzenlemelerin ana hatları belli oldu. Başvurular, 16 Şubat-29 Mart tarihleri arasında yapılacak. Meslek lisesi mezunlarının, en azından kendi alanlarına yönelik fakültelere eşit koşullarda girme projesi, eşleştirmede yaşanan sorunlar nedeniyle, gelecek yıla ertelendi.
Bu yıl olması muhtemel en büyük değişiklik, katsayılar arasındaki makasın daraltılması. 03-08 şeklinde olan katsayıların 06-08 haline getirilmesi bekleniyor. Böylece, alan dışı bir tercih yapan öğrencinin kazanma şansı, önceki döneme göre yüzde 50 daha artmış olacak. Örneğin, meslek lisesinden mezun olan bir öğrencinin hukuka girmesi için fazladan en az 45 soru yapması gerekiyordu. Şimdi bu sayı 25 civarına inecek.
Meslek lisesi mezunlarına, kendi alanlarıyla ilgili fakültelerde, tıpkı lise birincilerine ayırılan kontenjanlar gibi, yani öğrencilerin kendi aralarında puan sıralamasına sokulacağı yüzde 5’lik bir kontenjan ayırılması da gündemde. Ancak eşleştirme işlemi gerçekleşmediği için o da gelecek yıla kalabilir.
Peki, YÖK bütün bu düzenlemeleri neden şimdiye kadar yapmadı derseniz, eski alışkanlıktır derim. Kişiler ve bakış açıları ne kadar değişse de kurumsal hantallık hiç değişmiyor...
ÖSS’de asıl büyük değişikliğin gelecek yıl gerçekleşmesi bekleniyor. Öngörülen yeni düzenlemeye göre, her şey sil baştan yeniden ele alınacak. İki turlu sınav sisteminin ilki elemeye yönelik olacak. Asıl önemli sınavlar ise ikinci turda gerçekleşecek.
İki gün sürecek bu sınav turunda beş ayrı sınav yapılacak. Örneğin, cumartesi günü 10-12 saatleri arasında Matematik, 14-16 saatleri arasında Fizik-Kimya-Biyoloji, pazar günü 10-12 arası Türkçe, 14-16 arası Tarih-Coğrafya-Felsefe ve 18-20 arasında da yabancı dil sınavı uygulanacak.
Puanlama ise bugünkünden çok farklı olarak gerçekleşecek. Örneğin Sayısal, Sözel, Eşit Ağırlık’lı puanlar yerine her dersin puanları ayrı ayrı hesaplanacak ve fakültelerin istedikleri puan türü de ona göre değişecek.

Katsayıları değiştirin emri
Geçenlerde, gazetelerde, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir’in, 28 Şubat sürecinde katsayıların değiştirilmesi konusunda YÖK’e emir verdiği haberleri çıktı. Demek ki bu işler emirle yapılıyor! Şu anda da katsayı değişikliği var. Acaba yine Genelkurmay’dan bir direktif mi geldi!..
Haberin içeriğine bakıldığında, Çevik Bir’in, dönemin YÖK Başkanı Kemal Gürüz’e “gizli“ ve “kişiye özel” olarak gönderdiği belgede, imam hatiplere avantaj sağlandığı gerekçesiyle, katsayı sisteminin değiştirilmesi ve Orta Öğretim Başarı Puanı’nın oranın düşürülmesi gerektiği vurgulanıyor.
Görünen o ki Gürüz, Çevik Bir’in emirlerini fazla ciddiye almamış. Çünkü o dönemde yüzde 8 olan katkı payı, daha sonra yüzde 22’ye yükseldi. Ve hâlâ da öyle gidiyor. Daha da komiği, okul başarı puanı önceki dönemde sadece ÖSS’de dikkate alınıyordu. Şimdi SBS’yi de içine alan çok geniş bir alana yayıldı.
Artı ve eksileriyle fazlaca tartışılan bu uygulamayı, belli ki dün olduğu gibi bugün de hâlâ kimse anlayabilmiş değil. Zaten anlaşılır gibi de değil. Özellikle de SBS’deki haliyle...

ATATÜRKÇÜLER

Gün Atatürkçülerin günüdür!..

Atatürkçüler!.. Atatürk Cumhuriyetinin sahipleri.. Laik, çağdaş, batılı, demokrat Türkiye Cumhuriyeti'ne inanan insanlar..
Eğer bugün susarsanız, bugün sinerseniz, bugün koparılan gürültüler, toz duman edilen ortamda Atatürk ve Cumhuriyeti'nden şüphe ederseniz hele, biteriz.
Atatürk biter. Atatürk Cumhuriyeti biter..
Yıllar önce İkinci Cumhuriyet sulandırmasıyla ortaya çıkıp, aslında Ortadoğu ve Orta Asya'ya göz dikmiş Amerika'nın ihtiyaç duyduğu tampon, uydu "Ilımlı İslam" devletine döneriz.
O zaman yeni bir Atatürk de bekleyemeyiz. Çünkü Atatürkler tarihte kolay yetişmiyor.. En azılı düşmanı Lloyd George'un dediği gibi, yüzyılda bir geliyorlar dünyaya.. Geçen yüzyıl bize nasip olmuştu. İki yüz yıl üst üste şansın bize dönmesini ummayın..
Bakın, Ortadoğu ve Orta Asya siyasetini tamamen bir Ilımlı İslam Türkiye'ye bağlamış Amerika'nın niyetleri nasıl açık!..
Ne diyor gayri resmi sözcüleri Newsweek dergileri..
Türkiye'de iki derin devlet var. Biri temiz.. Onlar Atatürk Cumhuriyetçisi laikler.. Kimler?.. Ordu.. Yargı.. Üniversiteler. Yani tüm dinamik güçler ve tüm Atatürk bekçileri.. Bunlara dil uzatamıyor. Ne diyor..
Bir de Kirli derin devlet var.. Temiz derin devlet varlığını devam ettirebilmek için kirliye muhtaç. Yani eninde sonunda o da bulaşık.. O da kirli..
..Ve baklayı ağzından çıkarıyor..
"Ey Türk milleti.. Bu derin devletten kurtulmak için tek yol var önünde.. Mart ayındaki seçimlerde oyunu AKP'ye ver. Yüzde 47'den daha fazla ver ki, onlar iyice coşsun, ötekiler iyice pıssınlar.."
Yani, Deniz Baykal'ın göstermelik, Devlet Bahçeli'nin "Yavru" muhalefetine bile tahammül edemiyorlar, görünüşte.
Aslında Amerika'nın sorunu muhalefet değil. Bir Kemal Derviş müdahalesiyle işi nasıl başarıp, darmadağın ettikleri tüm öteki partiler yanında iktidarı AKP'ye nasıl altın tepside sunduklarını bilmeyen var mı?.
Amerika'nın sıkıntısı Atatürk'ün ve ilkelerinin yılmaz bekçisi Ordu.. O orda, öyle dimdik durdukça, cumhuriyetin laik ilkelerinden ödün vermek, Ilımlı İslam devleti kurmak mümkün olmayacak..
O zaman hedef ne?..
Ordu!..
Türkiye'nin derin devleti var da Amerika'nın yok mu?.. Onlar salmazlar mı kendi derin devletlerini Türk Ordusunun üzerine.. O ordu yıpratılır, o ordunun Türk halkı nezdindeki başından beri açık ara süren "1 numaralı güvenilen kurum" niteliğine gölge, şüphe düşürülürse iş kolaylamaz mı?..
Oynanan oyun bu..
Bu ülkede her iktidar, polisi ele geçirebilir.. Ama Menderes dahil, Ordu'yu ele geçirebilen çıkmadı. Çıkmaz. O Harpokulu orda durdukça çıkmaz.
Bugün polis ne durumda biliyor musunuz?.
Tarikatlar ne kadar sızmışlar haberiniz var mı?.
Bugün Ordu'yu yıpratan her olayın içinde ve başında polisin olması tesadüf mü?.
Polis, yargının, yani savcıların, mahkemelerin isteğiyle mi hareket ediyor, yoksa iktidarın emir kulu mu?.
Polisin o gün nereleri basacağını polisten evvel devlet televizyonunun bilmesini neye bağlıyorsunuz mesela..
Çok kritik bir Ordu mensubunun evi basılır, güya çok önemli belgeler ele geçirilirken, savcılara haber verilmeyişi, polisin eve gelip yalnız başına 3 saat çalışması ve bilgisayarı yedekleme yapmadan alıp gitmesi tesadüf mü?.
İçinden çeşitli silahlar çıkan kazı yapılırken, polisin tüm özel yayın kurumlarına engel olup, sadece TRT kameramanı eşliğinde çalışması hep masum tesadüf, ya da talihsizlikler mi?.
Ordu'dan şüpheyi pompalayan satılık kalemler, hem de bu kadar temel yanlışı yapan polisi niye eleştirmiyorlar sizce?.
Geçen gün, bulunan silahlarla ilgili, 1965 yılında askeri okulda bize verdikleri dersi özetledim. İşgal altındaki ülkede, işgalcilerle gerilla savaşı yapmak için, barışta gömülen, saklanan silahları anlattım.
Bir emekli General dedi ki..
"Yazdıkların doğru.. Bak sana söylüyorum. Bugün bulunan tüm silah ve cephanenin devlete kayıtlı olduğunu asker de, polis de biliyor. Asker görev bilinci içinde sırlarını açıklamaz. Susuyor. Polis bunu biliyor ve kullanıyor.. Asker hızla yıpranıyor.."
Ergenekon adı altında kopan tüm gürültünün baş hedefi, Atatürkçüler ve de özellikle Atatürk'ün ordusu..
İşte onun için diyorum..
Gün susma, sinme, geri adım atma, "Hele bir bekleyelim" deme günü değil..
Onlar organize.. "Fet" diyorum, yüzlerce küfür, tehdit maili yağıyor. Bir yerden işaret almış gibi..
Bütün gazete yöneticileri, bütün köşe yazarları bu baskının altında..
Atatürk'e söven yazılar son günlerde nasıl azdı, nasıl yoğunlaştı?..
Çünkü onlara da alkış yağıyor her sövmelerinde, ayni merkezlerden.. Coşuyorlar.
Atatürk Cumhuriyetçileri..
Atatürk'ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençler..
Korkmayın.. Sinmeyin.. Susmayın.. Bilgisayarlar kilitlensin haykırmanızla..
Atatürk'ün kurumları, onlara sahiplendiğinizi görsün, hissetsin, yaşasınlar..
Bu ülke bizim.. Bu cumhuriyet bizim.. Atatürk bizim..
Biz yaşadıkça.. Korkmadıkça, sinmedikçe, palavraya pabuç bırakmadıkça..
January 06

EĞİTİM

Eğitim sektörü de krizde

4 Ocak Pazar 2009

Küresel ekonomik kriz bütün dünyayı ve bütün sektörleri etkilediği gibi, eğitime de büyük darbe vuracağa benziyor. İlk sinyalleri aylar öncesinden gelmişti. Ama Ankara’daki bir okul sahibinin intiharı, durumun görünenden de vahim olduğunu ortaya koydu.
Devlet öğretim kurumlarında yatırımlar neredeyse durma noktasına geldi. Okullar, üniversiteler hayati ihtiyaçlarını bile bazen karşılayamıyor. Özel öğretim kurumlarında ise kriz her yönü ile kendisini hissettirmeye başladı. Dersane ve özel okullarda, önümüzdeki öğretim yılında ciddi bir öğrenci kaybı söz konusu. Ötelenen ya da ödenmeyen taksit oranı giderek yükseliyor. Bankalar ise, okul kurucularına verdikleri kredileri bir an önce geri istiyor...
Velilerin hali de ortada. Çocuklarına bırakacakları en büyük mirasın eğitim olduğu bilincindeler ama önce önlerini görmek istiyorlar. Geldikleri nokta ise fedakârlık boyutlarını çoktan aşmış durumda.
Dersane, özel okul, kreş, kurs, servis, yurt, cep harçlığı derken belleri öyle bükülmüş hale geldi ki, önümüzdeki bir kaç yıl içinde ayağa kalkıp, sektöre taze para aktarmaları hiç de mümkün gözükmüyor.
Hiç bir şey, artık eskisi gibi değil. Veliler, hemen her alanda olduğu gibi eğitim konusunda da harcayacakları her kuruşun hesabını yapıyor.
İşte böylesi bir ortamda, turizmden tekstile, otomotivden bankacılığa, emlâktan tarıma kadar neredeyse tüm sektör temsilcileri bir araya gelip, olması muhtemel felket senaryolarına karşı tedbir düşünürken, alırken ya da hükümetten istekte bulunurken, eğitim sektörü, dün olduğu gibi bugün de birbirinin ayağını kaydırmaya ve kendi gemisini kurtarmaya çalışıyor. En çirkini de rakiplerinin batmasını dört gözle bekleyip, ortada kalan öğrencilerin kendilerine gelmesini beklemek. Oysa gemi bir su olmaya başlarsa, tümüyle yok olma noktasına gelecekler, bunun farkında bile değiller.
Eğitime yön verenlere ve duayenlerine bakıyorum. Kriz falan umurlarında değil. Bakan Çelik için siyaset ve yandaşlarının dışında, eğitim sektörü hiç bir şey ifade etmiyor. Yaşını başını almış, işlerini ikinci kuşağa devretmiş üniversite, okul ve dersane kurucuları ise  her biri bir köşede. Cılız çabaları ise sonuçsuz kalıyor.
Arkasında büyük holdinglerin, vakıfların ya da iktidarın desteği olan “tuzu kuru”ların ise hiç bir şey umrunda değil. Değirmenin suyu nasıl olsa akıyor. “Sorun, krizdekilerin sorunu”, “biz işimize bakarız”, “krizden daha da büyüyerek çıkarız” hayalciliği içerisindeler. Yani ne küresel kriz ne de Türkiye’nin durumu umurlarında değil. Nasıl olsa arkalarında güçlü destekler var.
Onlara özellikle şunu hatırlatmak isterim. Devasa holdingler ve vakıflar bile artık kuruşlarının hesabını yapıyor. Üniversitelere eskiden olduğu gibi oluk oluk para akıtmayacaklar. Bir çoğu, “artık kendi yağınızda kavrulun” noktasına geldi bile. İktidar desteği ile Türkiye’nin dört bir yanında dal budak salanlara da önerim, hiç bir iktidarın kalıcı olmadığı. İktidar desteği ile büyüyenlerin sonraki halleri!
Benzer sıkıntılar, KKTC için de geçerli. Ekonomiyi ayakta tutan üniversiteler SOS vermeye başladı. Hızlı ve doğru kararlar alıp yeniden yapılanmaları gerekiyor. Üniversitelerin kötü yönetilmeleri, iktidarın da buna seyirci kalma lüksü yok. Kriz üniversiteleri vurursa, KKTC’de dengeler altüst olur. Anavatan’daki dağınıklık ve sağduyu eksikliği aynen orada geçerli. Ama gel de anlat!..
Eğitimdeki krizler başka şeye benzemez, öğrenciler üzerinde derin yaralar açar. Velileri derinden üzer. İşte bu yüzden siyasetçisinden okul kurucularına, velilerden öğretmenlere kadar herkes taşın altına elini koymak zorundadır.
Özetin özeti: İlle de çok para ve nüfuz kazanmak isteyenler, başka alanlara yönelsin. Eğitim sektörü macerayı kaldırmaz...                                                                                   ALİ DEMİR

January 05

polis

1040 POLİS ALINACAK!

 

Genel Müdürlük'ten yapılan yazılı açıklamaya göre, adaylar başvurularını ikamet ettikleri illerin emniyet müdürlüklerine 12-23 Ocak arasında yapabilecek.

Polis adayları, belgeleriyle 23 Ocak Cuma günü saat 17.00'ye kadar şahsen başvurabilecek. Eksik belge, posta yolu veya başvuru zamanı geçtikten sonra yapılan müracaatlar ise kabul edilmeyecek.

Polis meslek eğitimlerinin 7. dönemi, 22 Haziran 2009'da başlatılacak.

Eğitime, 2007 ve 2008 Kamu Personel Seçme Sınavı'nın birinden (KPSSP 3) puan türünden (60.000) ve üzerinde puan alan ve an az 4 yıllık yükseköğretim kurumlarından veya bunlara denkliği kabul edilen yurtdışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olanlar başvurabilecek.

Eğitimlere bin erkek, 40 kadın olmak üzere toplam 1040 asil aday, bu miktarların yüzde 30'u kadar yedek aday alınacak.                                                                       ALİ DEMİR

January 02

ÖSS

ÖSS ADAYLARI BU SENE ÇOK ŞANSLI!

 

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, 2009'da ÖSS'ye girecek adayların, en şanslı adaylar olacağını açıkladı.


Yarımağan, 2008'den 2009'da devreden öğrenci sayısının çok azaldığını belirterek şöyle konuştu:

"2008'de ön lisans baraj puanını 160'tan 145'e, lisans puanını 185'den 165'e düşürdük. Bu durum binlerce öğrencinin üniversiteye girmesinin yolunu açtı. Ayrıca yeni açılan üniversiteler ve artırdığımız kontenjanlar sayesinde, geçmiş yıllardan dışarda kalan, üniversiteye giremeyen öğrenci sayısı hayli azaldı.

Liselerin dört yıla çıkarılması nedeniyle bu yıl liselerden mezun olacak öğrenci sayımız 150 bin civarında olacak. Ayrıca 4 yıllık liselere eklenen dersler ve ders içerikleri bu öğrencileri diğer öğrenciler karşısında şanslı hale getirmiştir.

Sonuçta bu yıl ÖSS'ye girecek olan öğrenci sayımızın 1 milyon 100 bin kişi olacağını tahmin ediyorum. Yapılacak artışlarla kontenjanların 600 bin civarında olacağını düşünürsek, bu yıl sınava giren her iki öğrenciden biri, bir bölüme yerleşecek."

ÇALIŞMALAR SON AŞAMADA
Meslek lisesi mezunlarının katsayı mağduriyetlerinin giderilmesi için YÖK ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın ortak çalışma yaptıklarını belirten ÖSYM Başkanı Yarımağan, hazırlıkların artık son aşamaya geldiğini belirtti. Yarımağan şöyle konuştu: "Bu konuda açıklama yapma yetkisi YÖK'te olduğu için bir şey söylemek istemiyorum. Yapılan çalışmalarda çeşitli kurumlardan gelen öneriler değerlendiriliyor. Benim kanaatime göre meslek lisesi mezunlarının, kendi branşlarındaki üniversiteleri tercih etmeleri halinde katsayı mağduru olmaktan kurtarılacakları bir formül konusunda fikir birliğine varılmış durumda. Meslek liselerinde yeterli dersleri alamayan öğrencilerin yetiştirilmesi içinse, üniversitelerde bu derslerin okutulması düşünülüyor. Bu açıklamaların ocak ayının ilk haftası yapılacağını düşünüyorum."

SORU SAYISI DEĞİŞTİ

Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan Uğur Dershaneleri ÖSS Koordinatörü Turgay Polat da, liselerin dört yıla çıkarılmasının ve konulan yeni dersler ile değiştirilen müfredatların bu yıl liselerden mezun olan öğrencilere büyük avantaj sağladığını belirterek şu bilgileri verdi: "2009 yılında yapılacak olan ÖSS'de soru sayıları ve ders içerikleri konusunda çeşitli değişiklikler yapıldı. Bu değişiklikler MEB'in liseleri dört yıla çıkarması ve değişen ders içerikleri sonucunda yapılmıştır. ÖSYM yaptığı bu değişiklik sonucunda hem testlerin soru sayılarında hem de içeriklerinde değişikliğe gitti. Ancak en önemli ve gizli değişiklik eklenen dersler ve bu derslerin içerikleri konusunda olmuştur. Bu da 2009 yılı öncesinde mezun olan öğrencilerin 4 yeni dersi yeniden öğrenmelerini gerektirmektedir."

ALİ DEMİR

 

December 21

GENÇLİK OKUMUYOR!

Gençlik okumuyor!

Pİ Grup Danışmanlık ve Araştırma tarafından yaptırılan anket, Türk Gençliğinin okumadığını gözler önüne serdi.

Gençlik, iş yoğunluğu, dersler ve televizyon nedeniyle kitap okumazken gençlerin yüzde 75.9’unun evinde kitaplığı bile yok.

-Gençliğin yüzde 86.7’si kitap alırken “korsanö kitabı satın almayı seçerken, okuma alışkanlığının olmamasının sebebini ise “eğitim sistemiö olarak görüyor.

Bağımsız Eğitimciler Sendikası (BES) tarafından Pİ Grup Danışmanlık ve Araştırma’ya yaptırılan anket, Türk Gençliğinin okumadığını gözler önüne serdi. Gençlik, iş yoğunluğu, dersler ve televizyon nedeniyle kitap okumazken gençlerin yüzde 75.9’unun evinde kitaplığı bile yok.

Bağımsız Eğitimciler Sendikası, gençliğini okuma alışkanlığını Pİ Grup Danışmanlık ve Araştırma’ya yaptırdığı anket ile gözler önüne serdi. Ankete 18-30 yaş arasın Bin 831 genç katılırken, bu gençlerin yüzde 67.2’si ortaöğretim, yüzde 22.7’si üniversite, yüzde 4,3’ü yüksek lisans mezunu, yüzde 5,8’i ise okur yazar.

-GENÇLİK TELEVİZYON İZLİYOR, İŞ VE DERSTEN KİTAP OKUMAYA VAKİT BULAMIYOR

Ankete göre, gençliğin yüzde 11.2’si düzenli olarak kitap okurken yüzde 17.4’ü aralıklarla, yüzde 63.9’u ise düzensiz olarak ara sıra kitap okuyor. Gençler, kitap okumalarına engel olarak ise iş yoğunluğu, dersler ve televizyonu gösteriyor. Ankete göre, gençlerin yüzde 18.9’u iş yoğunluğundan kitap okumaya vakit bulamazken, yüzde 15.7’si dersler nedeniyle vakit bulamıyor. Gençlerin, yüzde 24.5’i okuma alışkanlığına sahip olmadığı için düzenli kitap okumadığını, yüzde 26.3’ü boş zamanlarından televizyon izlediğini, yüzde 8.2’si ise boş zamanlarını başka şekilde değerlendirdiği için kitap okuyamadığını açıkladı.

-GENÇLER KİTAP SATIN ALMIYOR, KİTAP ALAN “KORSAN" ALIYOR-

Ankete göre gençler kitaba para vermekten de kaçınıyor. Gençlerin sadece yüzde 11.3’ü yakın bir tarihte para vererek kitap alırken, yüzde 10.8’i 6 ay önce, yüzde 23.6’sı 1 yıl önce, yüzde 45.6’sı ise 1 yıldan daha uzun zaman önce kitap satın aldı. Yüzde 8.7’si ise en son ne zaman kitap aldığını hatırlamıyor. Gençlerin yüzde 81.3’ü kitap fiyatlarını pahalı bulurken, bu nedenle korsan kitaba yöneliyor. Gençlerin yüzde 86.7’si korsan kitap aldığını açıklarken, sadece yüzde 7.1’i korsan kitap almadığını bildirdi. Ankete göre, gençlerin yüzde 75.9’unun evinde kitap koyacak yeri dahi yok.

-GENÇLİK GAZETE DAHİ OKUMUYOR-

Ankete göre gençlik günlük gazete dahi almıyor. Gençlerin sadece yüzde 26.5’i günlük gazete alırken, her gün gazete okuyanların oranı ise sadece yüzde 10.2 oldu. Gençlerin yüzde 21.7’si haftada birkaç kez gazete okurken, ayda birkaç kez okuyanların oranı ise yüzde 64.2.

Gençlik gazete okurken de spor ve magazin haberlerini okumayı tercih ediyor. Ankete göre gençlerin yüzde 5.8’i siyaset haberlerini okurken, yüzde 19.2’si magazin, yüzde 29.1’i spor, yüzde 2.5’i ekonomi, yüzde 7.3 köşe yazarları, yüzde 11.4’ü ize adliye haberlerini okuyor. Gazetenin tamamını okuyanların oranı ise yüzde 23.2’de kaldı.

-GENÇLER EĞİTİM SİSTEMİNİ SUÇLUYOR-

Ankete göre gençlerin yüzde 38.5’i Türk insanının yeteri kadar okuyan bir yapıda olduğunu düşünürken, yüzde 56.6’sı ise Türk insanının okumadığını düşünüyor. Gençlerin yüzde 88.7’si ise eğitim sistemi nedeniyle okuma alışkanlığının olmadığını savunurken, kampanyaların okumaya teşvik ettiğine inananların oranı ise yüzde 15.3. Gençlerin yüzde 77.5’i ise kampanyaların okuma alışkanlığına yardımcı olmadığına inanıyor.
Gençler, Türk edebiyatına yöne veren isimleri dahi bilmezken, kendilerine kitap hediye edilmesini de istemiyor. Gençlerin yüzde 36.1’i kendisine bir kitap hediye edilmesini isterken yüzde 56.6’sı hediye kitap istemiyor. Ankete göre gençlerin yüzde 89.7’si ise Türk edebiyatına yön veren isimleri takip etmiyor.


November 10

ÖSS

.C.

YÜKSEKÖĞRETİM KURULU

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı

 

BASIN DUYURUSU

(10 Kasım  2008)

 

Ortaöğretimde eğitim süresini dört yıla çıkarılması ve Haftalık Ders Çizelgesindeki değişikliklere paralel olarak 2009-ÖSS’deki testlerin kapsamları yeniden belirlenmiştir.

Kamuoyunun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                                        Prof.Dr. Ünal YARIMAĞAN

                                                                                                                                                        ÖSYM Başkanı          

2009- ÖSS’deki Testler ve Kapsamları

Test

Testin kapsamı                                                                                  

Soru Sayısı Bakımından Yaklaşık Payı (%)

Tür

Türkçe’yi kullanma gücü ile ilgili sorular………30 soru…                            (100)

 

Sos-1

Sosyal Bilimlerdeki temel kavram ve ilkelerle düşünmeye dayalı sorular  

      Tarih………………………13 soru                                                          (43)

      Coğrafya……………........  10 soru                                                           (34)

      Felsefe………………… 7 soru                                                                (23)

Mat-1

Matematiksel ilişkilerden yararlanma gücü ile ilgili sorular…30 soru        (100)

 

Fen-1

Fen Bilimlerindeki temel kavram ve ilkelerle düşünmeye dayalı sorular

      Fizik………………………………10 soru.........                                   (33,3)

      Kimya…………………………10 soru.........                                       (33,3)

      Biyoloji…………………………10 soru.......                                       (33,3)

Ed-Sos

Türk Edebiyatı – Dil ve Anlatım……………20 soru........                             (67)

Coğrafya*   ………………………10 soru                                                      (33)

 

 

Sos-2

Tarih (Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi dahil) ……13 soru.......................            (44)

Coğrafya……………………………………5 soru                                       (17)

Psikoloji………………………………4 soru...........................                     (13)

Sosyoloji………………………………4 soru........................                       (13)

Mantık………………………………4 soru.............................                    (13)

Mat-2

Matematik…………………………………18 soru.................                      (60)

Geometri………………………............9 soru......................                          (30)

Analitik Geometri………………………3 soru.......................                        (10)

Fen-2

Fizik……………………………………10 soru......................                   (33,3)

Kimya…………………………………10 soru.......................                   (33,3)

Biyoloji……………………………..........10soru                                         (33,3)

 

Edebiyat-Sosyal Bilimler Testindeki Coğrafya soruları, Türkçe-Matematik alanında okutulan Coğrafya dersinin konularıyla sınırlı olacaktır.

 
This person's network is empty (or maybe they're keeping it private).

CANLI TV İZLEYİN

Loading...

SEVDİĞİM MÜZİKLER

Kill The Mosquitos

Loading...
Göz kırpmaZİYARET ETTİĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜRLER!Gülümseme
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

      Saf oldum

                     

             

           

            Comments Images Comments Pics Photo Sharing

            

HELLO!  I WANT A WEEKEND WITH LOTS OF LOVE...
 A LIFE WITH MUCH LOVE YOU LEAVE
YOU MY LOVE FOR IT
kalbiniz tertemiz ve yaşamınız huzur içerisinde olsun arkadaşım.
     KÜRT SORUNU

               1982 Yıllarında ÖZAL tarafından sokulan bu nifak tohumları, 2001 yılından itibaren

 Titizlikle kanunlar değiştirilerek sağlam bir zemine oturtuldu. Bunlar, benim şahsi düşünce ve yorumlarımdır. Hiçbir devlet, kendini yıkmaya yönelik kanunları çıkarttığı görülmemiştir. Bu gün

Vatana ihanet cezasını bırakalım, Türklüğe hakaret dahi serbest hale gelmiştir. Siyasetçiler, sırf

Kendi menfaatleri icabı bu haksızlıklara göz yummuşlardır. Vekil dendiği zaman aklımıza temiz

İnsanlar gelir. Lakin, bizim vekillerimizin yarıdan fazlası sanık durumunda. Bir birlerinin suçunu

Örtbas etmek için yasaları kendi lehlerine çevirmekteler. Bir devlete yakışmayacak hareketlerde

Bulunmaktalar. Laik düzen ortadan kaldırıldı. TÜRKİYE LAİKTİR, LAİK KALACAK kelimesi, hiç

Oldu. Siyasetçilerden hangisi bu duruma düşülmesinde yardımcı olmadı ki?

         KÜRT sorunu diye tutturdular. Yanlı medya, devamlı olarak bunu savunmakta. Bölücülük

Değil de bu nedir? Adaleti dahi tarafsızlıktan çıkardılar. Biri TÜRK, diğeri Kürt olan anne babadan

Olan ve onlardan türeyen milyonlarca insanımız var. Bunları ne sayacağız? TÜRK MÜ, Kürt mü?

Güney doğu illerimizi halk oyuna sunsunlar ayrılmak istiyorlar mı? Çoğunluğu elde eden illere

Bu hak verilmelidir. Amma! Diğer illerde Kürt devletini isteyen her şahıs, o tarafa geçmek koşulu ile.

Özerklik filan yok. Ne yaparlarsa yapsınlar. Sınırları ayrı olmak koşulu ile. Bakalım ki gerçek Kürt

Vatandaşlarımız bunu kabul edecekler mi. Bu Kürt sorununu çıkartanlar, ermeni kökenli Kürt gözüken

Şahıslardan başkaları değildir. Ermenilerle, bunların istediği topraklara bakacak olursanız. Aynı yerler

Olduğunu görürsünüz. Zamanında aynı kişiler 1925 lerde isyan etmişlerdi. ATATÜRK cumhuriyeti,

Bunlara gereken dersi verdi. Ne var ki, bunların torunlar bu gün vekil olarak ve hatta birçoğu devletin

Belirli makamlarında cumhuriyetten öç almaktalar. Biçare duruma düşürülmüş halkımızın ise, gerçek

Olacaklardan haberi dahi yok.devlet güçleri ele geçirilmiş, paşaları ve aydın kesim tutuklanmış veya susturulmuş bir vaziyette. Bana göre laik bir cumhuriyetten, bağımsız yargıdan vicdanen bahsetmek

Mümkün değildir. Gerçek TÜRK’LE KÜRT veya diğerleri etle tırnak olmuşlardır. Birbirinden yırılması

Büyük acı verir. Halkımızın bu zorluklara dayanarak dur demesi gerekir. Haniye her zaman deriz,

MEVZU BAHİS VATAN SA, GERİSİ TEFERRUATTIR. Ermeni den dönmelere inanıp kalmayacağız. El

Ele, göğüs göğse  vatan için gerekeni yapmamız gerekiyor. Benim acizane düşüncelerim böyledir.

     Sevgilerimle vatanımızı seven ve her şeyi yapmaya hazır olan yurttaşlarımıza.

Nov. 12
lory gwrote:
 
Il sorriso della luna accompagni la vostra serata......
LSorrisory
Jan. 4
Jan. 4
Nataliya .wrote:

Jan. 3
acema siranwrote:
   
Dec. 28